Browsing articles tagged with " gazete"
  • Şimdi ben 25 saatte ne yapacağım ki!
  • Tem
    19

    TRT söylerse en iyisini bilir en iyisini söyler !!!

    Yazan admin  //  Memleketimden, medya şaklabanları  //  Yorum yok

    Cumhuriyet gazetesinden Fırat Kozok’un haber yorumuna göre, TRT, 12 Eylül’de yapılacak referandumdan ‘Evet’ çıkması için propaganda yapıyor.
    Cumhuriyet gazetesinden Fırat Kozok’un haber yorumu:

    Siyasi partiler referandum kampanyaları için meydanlara inmeye hazırlanırken TRT halkoylamasından “evet” çıkması için var gücüyle çalışmaya başladı. Kurumun haber bültenlerinde, ekonomiden siyasete tüm “pembe” tablolar “evet” koşuluna bağlanıyor. Yandaş medyadan temsilcilerle AKP’li hukukçular neredeyse her gün TRT ekranlarından propaganda yapıyor. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararları ve kurum yasası hiçe sayılıyor.

    TRT’de yayımlanan “Medya Müfettişi” adlı programın 16 Temmuz’daki bölümüne katılan Bugün Gazetesi Ankara Temsilcisi Adem Yavuz Arslan, referandumdan “evet” çıkması gerektiğini üstüne basa basa anlatırken yine aynı kanalda 17 Temmuz’da ekranlara gelen “Haber Tadında” programının en önemli konuğu AKP’nin 2007 yılında anayasa çalışmaları için oluşturduğu Bilim Kurulu’nda yer alan anayasa profesörü Serap Yazıcı da AKP politikalarını izleyicilere aktardı.
    TRT’nin referandum tavrı haber bültenlerindeki haberlere de net bir şekilde yansıdı.

    Siyasetten ekonomiye neredeyse her konu referandumdan çıkacak sonuca bağlanıyor. TRT’nin son günlerdeki “çarpıcı” haberlerinden bazıları şöyle:

    12 Eylül mağdurlarını ‘evet’ demeye çağırıyor

    Ülkücü mağdurlar: “Aradan 30 yıl geçmesine rağmen rüyalarımda hâlâ kendimi cezaevinde görüyorum. Bunun hesabını kim verecek”.. bu sözler, 12 Eylül darbesinin ülkücü mağdurlarından Hasan İlter’e ait. 11 yılını cezaevinde geçiren İlter, yaklaşan anayasa değişikliği referandumu için bütün 12 Eylül mağdurlarını “evet” demeye çağırıyor. “Referandumun sağı solu olmaması gerekir. Toplumun her kesiminden insanlar zarar görmüştür. Sağcısı da solcusu da zarar görmüştür. Mutlaka bu değişikliğe ‘evet’ denmesi gerekir (avukatın sesi)”

    Adıyamanlı Abdurrahman Yücel: Bütün suçu isim benzerliğiydi… 12 Eylül askeri darbesinin ardından gördüğü işkencede işitme yeteneğini ve gözlerini kaybetti.

    Şimdi 12 Eylül’de yapılacak referandumu iple çekiyor ve referandumu hesaplaşma günü olarak görüyor. “Referanduma ‘evet’ desinler, benim gibilere sahip çıksınlar. Ben hakkımı istiyorum. Devlet benim 30 yılımı çalanlardan hesap sorsun (Yücel’in sesi)” Yücel’in şimdiki umudu, yıllarca hesap soramadığı darbecilere referandum sonrası dava açabilmek.

    Memura zam için ‘evet’: Memura yeni zam mı geliyor? Referandumdan “evet” çıkar ve anayasa değişiklik paketi onaylanırsa, bu sürpriz sorunun cevabı “evet” olabilir.

    Çünkü yeni anayasa memura toplusözleşme hakkı tanıyor. Böylelikle Uzlaştırma Kurulu kararları bağlayıcı hale gelecek ve zam konusunda tek belirleyici hükümetler olmayacak.
    Haber AKP’ye yakınlığıyla bilinen Memur-Sen’in Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu’nun şu görüşleriyle devam ediyor:

    “Biz ‘evet’in yüzde 100 memurların, milletin hayrına olacağına inanıyoruz. Çağrımız şu: kendi geleceğimizi kendimiz belirleme hakkını elde etmek için kesinlikle ‘evet’ diyoruz. Sadece maddi olarak değil sosyal anlamda da memur için önemli düzenlemeler içeren anayasa değişiklik paketine memur sendikalarının desteği ise tam.”

    YSK ve yasa hiçe sayılıyor

    YSK’nin 31 Mayıs’ta Resmi Gazete’de yayımlanan kararlarında, “Radyo ve televizyon kuruluşları, anayasa değişikliği ile ilgili olarak tek yönlü, taraf tutan yayınlar yapamazlar. Bu kuruluşlar anayasa değişikliğinin leh ve aleyhindeki görüşler arasında fırsat eşitliği sağlamak zorundadır” deniliyor.

  • Serbest piyasa koşullarında her malın alıcısı çıkarmış...
  • Tem
    8

    İki şişe gazolin içtik rüstemle de seviştik

    Yazan admin  //  Memleketimden, medya şaklabanları  //  Yorum yok

    İki şişe kefir içtik, seviştikMilliyet Cadde’de Eren Talu’yu ti’ye alan yazı oldukça ses getirdi.
    İşte Milliyet Cadde yazarı Aziz Kedi imzalı o yazı:

    Aziz bunları bana niye anlatıyorsun? İntikam mı?
    Yalçın Abi, önce şunu belirteyim: Seviştik. Konuşuyorum çünkü sene 2004. Roket ve füze çağında hiçbir şeyin gizli kalmaması gerektiğine inanıyorum. Ne özel hayat, ne mahrem, ne de insani sırlar… Evet, seviştik de.

    Olayı baştan anlatır mısın?
    Seviştik. Hep başkaları gıyabımda konuştular ben sustum. Yok ben çapkınmışım, yok bilmem ne. Herkesin aleyhime konuşması, bana özel hayatımı çıfıt çarşısı gibi ortaya dökme hakkı verdiği için konuşuyorum. Karşı tarafı hatalı buluyorum. Seviştik de. Neyse bir gün eve geldim, eski eşim evde yok? Bombok oldum. İki şişe kefir içtim. Seviştik de.

    Kiminle seviştiniz yahu?
    O kadar da detaya girmeyeyim, ama seviştik. Sonra buna gece gündüz tuhaf telefonlar gelmeye başladı. Açıyorum telefonu “Karın seni aldatıyor, ehehe” diyen bir ses! Şimdi sen ne yaparsın bu durumda Yalçın Abi?

    Karıma sorarım bu işin aslı var mı diye?
    Bravo! İşte ben de aynen böyle yaptım ve seviştik! İki şişe gazolin içtikten sonra inanılmaz gevşiyorsun tabii. Her şey ortaya döküldü. Meğer telefondaki dostum filan değilmiş. İsmi Rüstem’miş. Aslen Adapazarlı, şimdi Muğla’da oturuyormuş. Eski karım olacak kadın da diyor ki “Yanlış numaradır ayol!” Ben bunu yer miyim?

    Sen ne yaptın bunun üzerine?
    Rüstem’le seviştik. Düşünsene hem işten kovulmuşsun, hem karın seni aldatıyor, hem de elin Rüstem’iyle sevişiyorsun. Bombok bir durum. Tomtiniş gibi bir paradoks? İki şişe zencefilli gazoz içtim Amerikalılar gibi. -Karınla ayrılma noktasına nasıl geldiniz? Bir gece iki şişe boza içmiştim. Kafam radar gibi. Elektrik süpürgesini kaptığım gibi ortalığı temizlemeye başladım. Karımın e-maillerini süpürürken İngilizce bir mail gördüm. Okudum.

    Ne yazıyordu?
    Neredesin, özledim türü şeyler. Beynimden vurulmuşa döndüm. Elektrik süpürgesiyle seviştim. Mail Thomsen Worlemszciuk adlı Polonya asıllı, 1.77 boyunda bir İngiliz’e ait. Şarkıcıymış. Bayağı da ünlü. Oranın Ümit Besen’i gibi bir şey.

    O esnada eşin evde değil mi?
    Değil, inşaatta o sıra. -Ne inşaatı?? Eşim spor yapabilsin diye onu inşaatta çalıştırıyordum bir süredir. Çünkü spor salonları tehlikeli ve sinsi yerlerdir. “Çok hamladım” diye tutturunca bunu bizim oradaki rezidans inşaatına verdim, haftada üç gün gidiyordu. Çünkü spor salonunda ya bir erkek hocadan hoşlanırsa timsah gibi?

    Sen spor salonunda bir kadın hocadan hoşlanırsan ne olacak?
    Ben hoşlandım. Hoşlanırım da. Çünkü bu benim hakkım gibi bir şey. Ayrıca benim geçmişte yurt dışında bazı kaçamaklarım da oldu. Ama sadece jimnastik gibi saçma sapan hareketler. Yat kalk, eğil, bükül. Neticede “Sen inşaatı unut, ben jimnastiği unutayım” dedim.

    O ne dedi?
    Olmaz molmaz… İşi yokuşa sürdü. Hop evi terketti. Neymiş, Thomsen efendiye aşık olmuş! O zaman başkasına aşık olan herkes boşansın?? Vay be! Derhal iki şişe bahar esintili yumuşatıcı içip seviştim.

    Aileler ne dediler bu işe?
    Hah! Orası da bambaşka bir zorluk. Ben eski eşimin ailesiyle görüşüyorum, benim eski ailem eşimle çekirdek aile gibi; bizim eski kapıcı Bekir, yeni köpeğimizin manevi babası gibi, yeni ailemin eski eşi Eskişehir’den yeni gelmiş, eşimin eski eşi adeta benim yeni kayınbiraderim olmuş, bense koskoca evde tek başıma Eskimo gibiyim? Ya akıl alır şey mi bu? Kaos. İki şişe pekmez içtik; hoop seviştik.

    Sona geliyoruz, yavaş yavaş bağlayalım…
    Evet abi. Bizimki senede 11 ay İngiltere’de yaşayınca atladım ben de arkasından gittim. Vizem olmadığı için havaalanında görevlilerle tartıştım. Oradaki birkaç yolcuyla seviştim. Havaalanının bistrosunda iki şişe antifiriz içtim. İçerisi elli derece, kafam lunapark gibi. Gerisini biliyorsun abi, boşandık en sonunda…
    Bence bu röportajı yayımlamayalım Aziz. Ne kadar yaralı olursan ol, sana yakışan vakur davranmakmış gibi geliyor bana.

    Yalçın Abi, ilk önce sana konuşmayı düşünmemin sebebi, böyle Levent Kırca gibi bir mesajı kendi başıma veremeyecek olmamdı. Sağlık olsun. Seviştik.

    Tamam bitti röportaj, haydi sağlıcakla. Seviştik de.
    Eeeh!!!

  • 5 milyona satılık köy !
  • Tem
    8

    Ayşemi aç bırakanlar utansın, yazık !!!

    Yazan admin  //  Memleketimden, medya şaklabanları  //  Yorum yok

    Sabah yazarı Ayşe Özyılmazel‘den, kendisine cevap veren magazin muhabirlerine acıklı bir ders… Brangelına, magazinciler ve ‘ama’lar

    Hadi kabul edelim; 40 derece sıcağın altında ünlülerin peşinden koşturmak, Bodrum’un o bozuk yollarında arabayla yarış yapar misali haber kovalamak zor iş. Zor iş ama iş! Bu da magazinci arkadaşlarımızın işi. Yaz dedin mi Bodrum’a gönderiliyorlar. Ceplerine konan üç kuruşla sabahtan akşama kadar haber peşinde koşturuyorlar.

    GÜNDE 50 TL HARÇLIK

    Dünyanın en ünlü çifti Angelina Jolie-Brad Pitt, Bodrum’a ayak basınca ve bir kare fotoğraf çekemeyince de hepimizin diline düşüyorlar. “Yahu hangi gözlüğü, hangi şapkayı takarlarsa taksınlar bu ikili tanınmaz mı!” fırçası yiyorlar. “Magazincilik, Türkbükü’nde iskeleye yatan manken kızları çekmek değil, çekilemeyeni çekebilmektir yeğen” laflarını işitiyorlar. E doğru! Tabii bir de onlara sormak lazım. İşte Hello dergisi ve Milliyet Cadde‘de çalışan Suat Ekiz’in, fotoğrafsız Brangelina haberlerini takiben topladıkları tepkilere cevabı: “Biz Bodrum’da haftada yedi gün; sabah 9 kalkıyoruz, gecenin 4′ünde yatıyoruz. Şoförümüz yok, her koya tek başımıza gidiyoruz, yeri geliyor domuz kovalıyor bizi. Bütün gün 40 derecenin altında kilometrelerce yol yapıp, akşamüstü çektiğimiz fotoğrafları ayıklıyoruz, haber yazıp gazeteye gönderiyoruz. Sonra Bodrum’da dolaşmaya çıkıyoruz, birilerini görmek haber almak için. Haftanın yedi günü böyle… Bir gün iznimiz yok. Evet, ünlüleri bazen tanıyamayabiliyoruz; kafada kocaman şapka varken nasıl tanıyabiliriz, elinize vicdanınıza koyun. Gazeteden günlük 50-100 TL harçlık alabiliyoruz, benzinimiz de dahil. Tekne kiralamak günlük 400 TL. E ben nasıl ödeyeyim o parayı, bazen tekne kiralamak zorunda kaldığımızda bir de gazete muhasebesinden fırça yiyoruz. Bu adalet mi?”

    İŞİNE AŞIK OLMAK…
    Suat haklı mı? Kendi açısından evet. Magazin muhabirliği bir yerde gelip bütçeye de dayanmıyor değil. Yurtdışındaki paparazzilerin bin bir türlü imkanı var, doğru. Fakat işine aşık olmak başka bir şey sanki… Bundan yedi sene önce SABAH‘ta işe girdiğim zaman, ev kiramı ödedikten sonra cebime sadece gazeteye gidip gelme param kalıyordu. Parasızlıktan gerçekten aç kaldığım günler oldu. Benden aktüel yazılar beklenirken, dışarı çıkıp gezip haber yapmak için, kitap almak, sinemaya gitmek için bir kuruş bulamadığım günler oldu. Hatta gazeteden eve gitmek için para denkleştiremeyip gazetenin ortasında hüngür hüngür ağladığım o günü hiç unutamam.

    HINCALIM’DAN FIRÇA

    Eve gitsem, evde bilgisayarım ve internetim yoktu, ertesi gün yazı yazamayacaktım. Gazetede kalsam nerede yatacaktım… ‘Tamam kızım bittin sen, al çantanı sıkıyorsa git annenin evine’ dedim kendi kendime. Sağolsun o zamanki müdürüm Memed Güler halimi görüp yetişti de günü kurtardım. Bu arada o gün avaz avaz ağladıktan sonra Hıncalım’dan da okkalı bir fırça yedim! Çünkü o bana mazeret üretmeyi ve ‘ama’ları yasaklamıştı… “Şikayet etme! İşini yap! Daha iyi, sonra daha iyi yap!” buyurmuştu… O zaman çok kızmıştım ona, çok öfkelenmiştim. Hep bir şeyler yapmamı talep ediyorlar ama bana hiç yardım etmiyorlardı. Saçlarımı bile kestirmek zorunda kalmıştım, hep aynı kıyafetlerle geziyordum. “Çık gez” demek kolaydı, nasıl yapacaktım. Sonra anladım ki bu meslekte kimse sana yardım etmez! Armut pişip ağzına düşmez. Zorluklara ne kadar göğüs gerebilirsen, ne kadar geri adım atmazsan o kadar başarırsın. Ve ben o gün bugün hiçbir şekilde ‘ama’ demedim, demiyorum. Bilmem anlatabildim mi?

    AYŞE ÖZYILMAZEL – SABAH GÜNAYDIN

  • Xp olimpiyat gazisi
  • Haz
    30

    Daha ne kadar öleceğiz?

    Yazan admin  //  Memleketimden, medya şaklabanları  //  Yorum yok

    p9Değerli hocam Doç. Dr. Nuran Yıldız’ın Akşam gazetesine verdiği röportaj. Hem iletişim, hem imaj hem siyasetle ilgilenen arkadaşların dikkatle okumasını tavsiye derim…

    Doç. Dr. Nuran Yıldız, CHP Parti Meclisi üyesi olduktan sonra ilk röportajını AKŞAM’a verdi. Ankara Üniversitesi rektör danışmanlığı görevine devam eden ‘yeni siyasetçi-deneyimli iletişim hocası’ ile üniversitenin Beşevler’deki kampusunda görüştük. Özellikle TSK ile ilgili tespitleri merak uyandıran Yıldız’a, artan terör saldırılarını ve Kemal Kılçdaroğlu’nun liderliğinde CHP’de nelerin değiştiğini sorduk. Okuyucularımızın kendisini daha yakından tanıması için sorduğumuz özel sorulara yanıt vermesi, söyleşiye ikna olmasından da zor oldu. İmaj yönetimi, siyasal imaj, örgütsel iletişim dersleri Hocası Nuran Yıldız nasıl bir siyasetçi? Röportajı okuyunca anlayacaksınız…

    YAP BOZ GİBİ YAKLAŞTILAR
    – Terör neden tırmanışa geçti?
    Terör olaylarının artışı ‘sanal açılım’ın bumerang etkisidir. Hükümet süreçte terör örgütünü umutlandıran bir yöntem izledi. Önce Habur’dan törenle aldı, sonra tutukladı. Ciddi ülke sorunlarına yap-boz oyunu gibi yaklaştılar.

    - Nasıl?
    Göreve geldiklerinde deneyimli, birikim sahibi bürokratları, başta Dışişleri olmak üzere, tehdit olarak algılayıp uzaklaştırdılar. Bunu yaparak Başbakan kendini de ülkeyi de zora soktu.

    - Başbakan PKK’nın bazı güçlerin taşeronluğunu yaptığını söylüyor. Sizce?
    Bu sorunun yanıtını Başbakan biliyorsa ya gereğini yapmalı ya da istifa etmeli.

    - Siperdeki çömelmiş fotoğrafı siz nasıl okudunuz?
    Fotoğrafı değil de sonrasında okuduğum daha çarpıcıydı. Bunca zamandır TSK’nın yıpranmasına göz yuman Başbakan’ın siperdeki fotoğraf için ‘gereklilikti’ açıklamasıyla TSK’nın koruması çarpıcı değil mi?

    - Başbakan’la Kılıçdaroğlu’nun terör konusunda görüşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
    Medeni bir dünyada diyalog gereklidir, yeter ki Başbakan kendi yanlışlarına muhalefeti ortak etmeye kalkmasın.

    DAHA NE KADAR ÖLECEĞİZ?
    – Her terör saldırısında askerin zaafiyeti konuşulur oldu, neden?
    Çünkü kolay yanıt bu. Böylece ülkeyi yönetenlerin zaafları örtülüyor. Birkaç gün önce Cumhurbaşkanı ‘Terörle Kürt sorununu ayrıştırmalıyız’ dedi, ağlanası bir durum. Ben yıllardır bunu söylüyorum, onca danışman bu bilgiyi servis etmemiş mi? Başka bir şey daha söylüyorum, Kürt sorunu adlandırması da yanlış ve yanıltıcı bir adlandırmadır. Bakalım bunu anlamak için daha ne kadar öleceğiz?

    - ‘Liderler, İmajlar, Medya’ kitabının yazarı Yıldız’a göre Kılıçdaroğlu’nun imajı nasıl?
    Doğal. İçten. Bizim gibi. Şaşırtıcı. Dürüst.

    -Yeni liderle CHP yenilendi mi?
    Bir yapının yenilenebilmesi için yönetim anlayışının yenilenmesi gerekir. Yönetim anlayışının temsilcisi de liderdir. Lideri yeni olan CHP önceki CHP’den farklıdır.

    10 Soru 10 Cevap
    - En sevdiğiniz /nefret ettiğiniz davranış?
    Sevdiğim davranış ‘konuşmadan anlaşabilmek’/ nefret ettiğim ise yalakalık
    – Kahramanınız?
    Mustafa Kemal ve babam.
    – Platonik aşkınız?
    George Clooney’di ama evinde domuz beslediğini öğrenince vazgeçer gibiyim.
    – Hayaliniz?
    İstisnasız tüm yaşlıların devlet tarafından bakılıp korunacakları bir düzenlemenin hayata geçmesi.
    – Hangi dönemde, nerede yaşamak isterdiniz?
    Türkiye’nin temellerinin atıldığı günlerde Mustafa Kemal’in sofrasında.
    – Ölmeden yapılması gerekenler listenizin ilk 3′ü?
    Böyle bir listem yok. Yapabiliyorsam yapmışımdır yapamıyorsam aklımda tutmam.
    – Duymaktan hoşlandığınız söz?
    Sevdiklerimden ‘Evde misin?’ sorusu.
    – Söylemeye korktuğunuz söz?
    ‘Doktor ne dedi?’ bir söz daha var, “Bunu asla yapmam.”
    – Kendinizi nasıl tanımlarsınız?..
    Gereksiz dürüst, gereksiz mükemmelci ve de zor.
    – Asla vazgeçemeyeceğiniz?
    Ailem.

    Saygı duymadığım kişinin yanında olmam

    - Ergun Babahan ve Mehmet Altan’la televizyon programı teklifini reddettiniz. Neden?
    Arkadaşlarıma göre yaptığım aptallıktı. Çünkü televizyonda olunca ün, tanınırlık ve para kazanıyorsun. Bir de gizil bir iktidarın oluyor. Benim için bunların hepsinden daha önemli olan ise saygı. Saygı duymadığım kimsenin yanında duramam. Saygı duyduğum birinin yanında ise tüm dünya onun karşısında olsa bile dururum.

    - Yazılarınızda kadınlara karşı acımasızsınız. Nerede kaldı pozitif ayrımcılık?
    Öyle miyim? Hiç düşünmedim bunu. Ben ayrımcılığın hiçbir türünden hoşlanmam.

    - Kitabınız ‘Tanklar ve Sözcükler’ çok tartışıldı. ‘Aşk Yüzyılı Bitti’yi ise okurlarınız bekliyor…
    Taraf gazetesi ve benzerleri kitapta olmayan cümleleri var gibi gösterdiler. Bu saldırı da pozitif bir sonuç doğurdu, piyasada kalmadı ve yeni baskısı birkaç güne kadar raflarda olacak. ‘Aşk Yüzyılı Bitti’yi de bitirmeye çalışıyorum.

    - Peki Nuran Yıldız nasıl bir hoca?
    Zor bir hoca sanırım. Düşünün öğrencilerine ‘Ben sizi geçirmem, siz kendiniz geçebilirseniz geçersiniz’ diyen biri.

    - Nasıl bir kadın?
    Çok zor bir soru, geçelim.

    GELDİLER VE GİDECEKLER!
    - Kılıçdaroğlu neyi değiştirecek?
    Bu kadar kısa sürede iki şeyi değiştirdi bile. Hemen her kesimdeki insan, AKP hükümeti için ‘geldiler ve gitmeyecekler’ şeklinde düşünüyordu, AKP’ye mahkum hissedip sessizleşip kabulleniyorlardı. Kemal Bey zihinlerdeki bu mahkumiyeti yıktı ve insanlar AKP için ‘geldiler ve gidecekler’ demeye başladı. Bu algı kırılması yaşamsal önemde. İkinci değişim de gazetecilerin soru sorma özgürlüğüne kavuşmuş olması.

    - Kılıçdaroğlu bir lider için fazla sakin değil mi?
    Gazeteciler, Başbakan’ı masaya yumruğunu vuruyor diye, Kemal Bey’i vurmuyor diye eleştiriyorlar. Kendi içlerindeki çelişki bu. Sayın Kılıçdaroğlu yeni çağın lideri, alışacaklar.

    - İletişimci olarak CHP’de neyi önemsiyorsunuz?
    CHP’nin ideolojik olarak durduğu yer çok sağlam. CHP’nin sorunu hep iletişim sorunu oldu. Bu nedenle teşkilatın iç iletişimini, partinin halkla iletişimini ve politikalarında kullandığı dili önemsiyorum. Örneğin referandum sürecinde halka ‘Darbe anayasasını istiyor musunuz?’ diye soran AKP’ye karşı bizim de çok anlaşılır bir dilimiz olmalı. ‘Yargıçları siyasetçiler atasın mı?’ sorusu gibi…

    - ‘Recep Bey’ söyleminin amacı ne?
    Başbakan kendisini eleştiren herkese Ergenekoncu diyor. Adlandırma önemli elbette. ‘Recep Bey’ ifadesi Kasımpaşalı Erdoğan’la iktidar sahibi Erdoğan arasındaki farkı ortaya koydu. Kasımpaşalı olan halkın yoksul kesimini temsil ediyordu Recep Bey ise havuzlu villaları, gemicikleri olan zenginleşmiş siyasetçi.

    - Bu hitap Başbakan’ı kızdırdı…
    Bir insanın kendi adından neden yargıya gidecek kadar rahatsız olur ki? Mutlaka psikolojik bir açıklaması olmalı. Herkese ‘bana sen diyemezsin’ diyen ama herkese ‘sen’ diye hitap eden biri var karşımızda.

    - Şu danışmanlık işini netleştirelim. Bugüne kadar kime danışmanlık yaptınız?
    Kime ve hangi kurumlara danışmanlık yaptığımı açıklamak doğru olmaz. Ama onlar içinde TSK yok. Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ’a danışmanlık yapmak onur duyduğum bir iş. Adımın fazlaca danışmanlıkla anılması sanırım fazla danışılası görünmemden olsa gerek.

    - Size kim, neden danışıyor?
    İş, siyaset, ilişki hepsinin iyi ya da kötü gitmesi iletişim yönetimiyle ilgili. Ülkemizde genelde konuşmakla iletişim kurmak birbirine karıştırılır. Aradaki farkı bilen ya da yaşayanlar size danışabiliyor. ‘Danışmanlar liderleri yöneten kişilerdir’ yaygın algısına da itirazım var. Danışmanlar görüş belirtirler, liderler de görüşe katılırlarsa uygularlar. Genellikle de katılmazlar. Eş, dost ve arkadaşlar danışmanlardan daha etkilidir ülkemizde.

    - Çok konuşan çok hata yapar sözü doğru mu?
    Kesinlikle doğru, hiç tartışmam bile.

    Özlem AKARSU ÇELİK

    http://www.aksam.com.tr/2010/06/30/haber/siyaset/7145/saldirilar__sanal_acilim_in_bumerang_etkisi.html

  • "Bitanesinden bitanesine" biz hayır diyoruz...
  • May
    6

    “Vakit”siz öten horoz…

    Yazan admin  //  Kategorilenmemiş, Memleketimden  //  Yorum yok

    Aralarında eski 4 kuvvet komutanının da bulunduğu 312 general, “Onbaşı bile olamayacakların general olduğu ülke” başlıklı köşe yazısı nedeniyle açtıkları davada, Anadolu’da Vakit Gazetesi’nden her bir davacı için 2 bin TL olmak üzere toplam 624 bin TL manevi tazminat kazandı.

    Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasına, davacı generallerin avukatı Bilgin Yazıcıoğlu ile davalı Nuri Aykon’un avukatı Hacı Ali Özhan ve eski RTÜK üyesi Mehmet Doğan’ın avukatı Eda Değirmenci katıldı.

    Yargıç Adem Albayrak, avukat Yazıcıoğlu’nun, Türk Telekom yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunulması talebiyle mahkemeye dilekçe sunduğunu kaydetti.

    Avukat Yazıcıoğlu, dilekçesindeki hususların dikkate alınması gerektiğini belirterek, ayrıca Nuri Aykon’un avukatı Özhan’ın mahkemeye sunduğu dilekçenin de gerçeği yansıtmadığını ileri sürdü.

    Avukat Özhan ise, “2. Ergenekon davasının iddianamesinde, Vakit Gazetesi’ne karşı alınacak tedbirler başlığıyla hazırlanan bir takım hususların yer aldığını” ifade ederek, bu konunun şu anda mahkemede görülmekte olan davayı etkileyecek bir konu olduğunu öne sürdü.

    Özhan, “Davacıların emir komuta zinciri içinde ve üst makamların emirleriyle dava açtıklarını” iddia ederek, “Kişi, bir başkasının isteğiyle dava açarsa davanın reddi gerekir” dedi.

    Avukat Özhan, aynı konudaki Bakırköy 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ceza dosyasının da beklenmesi gerektiğini belirtti.

    Yargıç Albayrak, ara kararında, avukat Özhan’ın dilekçesinde talep ettiği hususların reddini ve avukat Yazıcıoğlu’nun, Türk Telekom yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunulması şeklindeki talebi konusunda da karar verilmesine yer olmadığını kararlaştırdı.

    Avukat Yazıcıoğlu, daha önceki beyanlarını tekrarlayarak, davanın kabulüne karar verilmesini istedi.

    Avukat Özhan da dava konusu yazının, bir eleştiri yazısı olduğunu, hakaret kabul edilse bile Aytaç Yalman ve Çetin Doğan ile ilgili bir yazı olduğu belirterek, diğer davacıların aktif husumet ehliyetlerinin bulunmadığını kaydetti. Özhan, davanın reddine karar verilmesini talep etti.

    Avukat Değirmenci ise müvekkili Mehmet Doğan yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etti.

    Yargıç Adem Albayrak, Mehmet Doğan yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verildiğini açıkladı.

    Albayrak, diğer davalılar Harun Aksoy ve Nuri Aykon yönünden davanın kabul edildiğini belirterek, her bir davacı için 2 bin TL olmak üzere toplam 624 bin TL manevi tazminatın, 25 Ağustos 2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verdi.

    DAVA KONUSU

    Eski Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Aytaç Yalman, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur’un da aralarında bulunduğu 312 general, Asım Yenihaber imzasıyla yayımlanan “Onbaşı bile olamayacakların general olduğu ülke” başlıklı köşe yazısında kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu iddiasıyla Anadolu’da Vakit Gazetesi ve eski RTÜK üyesi Mehmet Doğan aleyhinde 624 bin TL’lik manevi tazminat davası açmıştı.

    Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi, her bir davacı için 2 bin TL olmak üzere toplam 624 bin TL’nin, Nuri Aykon, Harun Aksoy ve Mehmet Doğan’dan (Asım Yenihaber) müştereken tahsiline karar vermişti.

    Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ise yerel mahkemenin bu kararını, eksik inceleme gerekçesiyle bozmuştu.

  • Aborjinler de doğru yolu buldu !
  • Nis
    24

    Türkiye’de yaşayıp yurt dışında nefes alan gazeteciler

    Yazan admin  //  Memleketimden  //  1 Yorum

    AYŞE ÖZYILMAZELBir başlık yazmak bu kadar mı zor olur, oluyor ama…Yazmanın zorluğu değil ne desem yakışırın kararsızlığı aslında. Artık herkes köşe yazarı olmuşken ülkemizde aynı şekilde köşeleri dönenlerin sayısı arttıkça, kısaca nicelik artıkça nitelik ters orantılı bir şekilde azalıyor…

    Yani bir zamanlar çok az yazarımız var diyenler şimdi çok yazar var ama okuyacak adam yok diyorlar. Şimdi doğru söylüyorlar.

    Hemen bir örnek dün 23 Nisandı hadi yazıların nitelikleri belli, yaratıcılığım yok ben de klasik yazı yazdım dersin anlarım üstüne ülkemdeki olumsuzluklardan bıktım zaten benim tüm hayatım Nişantaşı, İstinye park, Etiler ve Newyork, Paris, Londra çokgeninde geçiyor dersin anlarım ama bana kendini anlatma kardeşim.

    Bu ülkede yaşayıp newyork’taki kahvaltını anlatamazsın, Londrada yaptığın alış verişi anlatamazsın. Ben sığ kafalıyım ülkem Ermeni tecirini konuşurken, ekonomik krizden millet inim inim inlerken, her gün birileri adı konmamış savaşta ölürken, işsizler bir ekmek için her şeyi göze alırken hey gazeteci abla ve abiler ben araştırmacı gazetecilik isgtiyorum, satın alınmış değil.

    Şimdi bu kadar sert giydirmeden sonra ülkemizin nadide gazetelerinden Sabah gazetesinde köşe yazarlığı yapan ve haftalık konu dökümünü yaptığımızda  2 gününü alış verişe, 1 gününü kendi alış verişlerine (eski sevgili, kadın, erkek ilişkileri), 1 gününü yurt dışı seyahatlerine, 1 gününü kozmetik ve güzellik üzerine, kalan 2 günde ortama uyan haberlere ayıran yazarımız “Ayşe Özyılmazel” bugün yine harika bir konuya değinmiş…

    Yazı başlığı “Merhaba ben Ayşe, sen? iPad mi?”… Meraklananlara linki burada http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ozyilmazel/2010/04/21/merhaba_ben_ayse_sen_ipad_mi okuyabilirler.

    Şimdi tekrar konuya dönersek aydın olduklarını her yerde kendileri söyleyen dikkat edin kendi kendini aydın ilan etmiş insanlar her köşe yazarını bulunmaz hint kumaşı, söylediklerini neredeyse kanun eden insanların huzurlarında böyle dalga geçiyorlar.

    Ve bu ülkede bu gazetelerde yazılarını yazıyor kendi kısıtlı hayatlarında entellektüel oluyorlar. Ama suçlu onlar değil çünkü sistem der ki: Her malın alıcıs çıkar serbest piyasa koşullarında…Beni düşündüren bu piyasadaki satın alan insanların çokluğu vurdum duymazlığı…Halkının çıkarını korumak üzere ölen gerçek gazetecilerin günahı ne? Onlar gününü gün edip yaşayamazlarmıydı…Kaderleri mi ölmekti yoksa onlara ölüm mü reva görülmüştü. Sırf bu köşeler boşalsın yerine bu arkadaşlar gelsin diye…

    Bu soruların cevaplarının hepsi beyninizde…
    Sormaksa size kalmış.

  • Yeni islam elçisi kaddafi...
  • Nis
    23

    Büyüyünce ne olacaksın?

    Yazan admin  //  Kategorilenmemiş, Memleketimden  //  1 Yorum

    Çocukken bu tarz soruya çokça muhattap oldum ben. Her gören önce kaçıncı sınıfa gidiyorsun sonra derslerin nasıl, sonra anneni mi babanı mı daha çok seviyorsun ve büyüyünce ne olacaksın?

    Hangimiz bu saydığım sorulara denk gelmedim derse o Türkiyede çocuk olmamış demektir. Ama bu soruların dışında beni en çok düşündüren ve bu yazıya da neden olan soru son soru büyüyünce ne olacaksın sorsuydu. O zamanlar herkes ya doktor olurdu ya öğretmen, ya avukat ya başbakan…

    Sonradan sonradan mesleklerde değişmeye başladı. Mesela kız kardeşim döneminde ne olacaksın sorusunun cevabı…Öğretmen, siyasetçi, şarkıcı, bilgisayar mühendisi diye gitmeye başladı. Hayır ben hiç bir mesleği yargılamıyorum ama değişime ışık tutması adına yazıyorum. Toplum ve meslekler bu klasik soru karşısında nasıl da değişmeye başlamış. Soru aynen devam ederken cevaplar kendi içinde değişmiş.

    Ve küçük kardeşim dönemindeyiz. Bu soruyu sorduğumuzda ilk önce aman abi ben ne bileyim diye bir cevap daha sonra yine çocuk bilincinin devreye girmesi ve diğer çocuklardan görerek mesleklerin söylenmesi. Futbolcu, şarkıcı, dizi oyuncusu, tiyatrocu vb..

    Hani öğretmen hani doktor hani avukat hani mühendis nerede bu meslekler. Kardeşimin arkadaşlarından birine soruyorum neden öğretmen olmak istemiyorsun?

    Cevap: Para kazanmıyorlar. Bu arada yaş 8 cevap 32lik

    Toplum nereye gidiyor çocuklarımıza neler oluyor demenin cevapları bunlar. Bugün 23 Nisan ama ne o çocuklar 23 Nisan çocuğu ne de bizler o 23 Nisanları kutlayan çocuklarız. Paranın artık satın alamayacağı şey kalmadı. Paran varsa herşey alırsın o para denen şeye ulaşmak için çocukar yöntemi bulmuş mesleklerini belirlemiş…

    Ama asıl ilginç olanını bugün gördüm bir tv kanalında yine o süper soruyu spiker soruyor…

    Büyüyünce ne olacaksın?

    Cevap: İmam
    Spiker: Bugüne kadar sorduğum kişilerden ilk defa böyle cevap alıyorum…

    Bense mahalle baskısı yok diyorum  !!!

  • Zekeriya hoca'nın porno'ya bakışı
  • Nis
    16

    Blogzate Yazarı Olmak

    Yazan Simto Alev  //  Blog Şaklabanları, Memleketimden  //  Yorum yok

    Bundan yaklaşık bir yıl evvel kişisel blogumda Gazeteci vs Blog Yazarı‘nı yazmıştım. Yazının içeriği bazı gazetecilerin blog yazarlarına karşı başlattığı platonik savaştı kabaca. Bazı gazeteciler blog yazarlarının basın toplantılarına, lansmanlara, partilere çağrılmalarından rahatsız. “Benim olduğum yerde blog yazarının işi ne? Onlar gitsin kendi çöplüklerinde ötsün” diyorlar adeta.

    Henüz bir yıl geçmedi aradan. O gazetecilerin bugünkü fikirleri değişti mi bilmiyorum ama gazetelerde bloglara farklı bir bakış gelişmeye başladı zannediyorum. Blogların gücünü anlamış olacaklar ki, “nasıl yolarız bunları da daha çok kazanırız?”a cevap aramaya başladılar. Netekim de buldular!.

    Milliyet Gazetesi’nden Ozan Vural demiş ki; Ey yüce blog yazarı! Haber değeri taşıdığını düşündüğün yazılarını gönder, Milliyet Online’da ilgili kategoride yayınlayayım. Üstelik sana güzellik yapar, blogunu kaynak gösterir, sırtını sıvazlar, yanaklarını okşarım.

    Eyvah eyvah. Baryam değil, darbukatör değil; Milliyet beni neden öpsün? Sordum tabii… “Hacı” dedim, “neden yazılarımı sizin hekimlere emanet deyim ki?” Cevap alamadım. Kararımı verip, “vermiyorum ulan yazılarımı sana” dedim içimden. Bunu daha nazik bir dille de beyan ettim. İçten içe kabalaştığımı farkettiğindendir belki, o da nezaketsizlik edip beni cevaplamadı. Ödeştik!

    Takip ettim süreci. Katılan blog yazarı arkadaşlarım oldu. Pek güzel. Ama katıldılar da ne oldu?

    - Milliyet Online’ın içeriği az daha zenginleşti.

    - Milliyet Online’ın impression’u (toplam sayfa gösterimi) arttı.

    - Milliyet Online bu yazılar üzerinden para kazandı.

    - Yayınlanan bazı blog yazıları kırpıldı, biçildi.

    - Yazılar güncelliğini yitirene kadar -tahminle-  bloglar 15-20 hit aldı.

    Sonucunda kazanan da Milliyet oldu.

    İsteyen her blog  yazarı yazısını diğer haberlerin arasında yayınlayabildiği için, bu etkinlik blog yazarlarına ve bloglarına hiçbir katma değer sağlamadı. Çünkü yazılar diğer haberler arasında kaybolup gitti.

    Herkes gönüllü olarak katılabildiği için, bir prestij de sağlamadı. Özelleştirme yoksa, genelleştirme vardır.

    Parayı ve ziyaretçiyi kazananın da Milliyet olduğunu zaten yukarıda belirttim.

    Oysa bloglar kurumsal olmasalar dahi başlıbaşına birer medya aracı, oluşumudur. Öyle ki; bir noktada gazetelerle rakip   konumuna dahi gelebiliyoruz. Öyle ki; gazeteler blog yazarlarına savaş açabiliyor. Peki ben neden bir rakibime onun çıkarları doğrultusunda içerik sağlayıcı konuma geçeyim?

    Bir noktada rakip olduğumuzu söyledim. Rakip olmadığımız noktalarda ise geleneksel medyanın blogları gözardı etmemesi gerektiğini, birlikte ve doğru şartlarda iş yapmaları gerektiğini hep savundum.

    Açıkçası şunu düşünüyorum; bir yazımın bu şekilde Milliyet’de yayınlanması ve benim “Ey sevgili gönül dostu okuyucu! Bugün çok sevinçliyim, çünkü Milliyet benim de haberimi yayınladı…” demem, bana hiçbir şey katmayacak. Ancak Milliyet, “Bugünkü gazetemizde blog yazarı ….. ….’in yazısına yer verdik” derse, takdire şayan, Seda Sayan ve İlhan İrem olur. Kimse de “sahi, n’oldu ona” diye sormaz.

    Öpüyorum gözlerinizden…

    Not: Yazının büyük bölümü Milliyet Gazetesi nezdinde geleneksek basılı medya hedef alınarak yazılmıştır. Yazıda adı geçse dahi Ozan Vural ya da hiçbir Milliyet çalışanı ile hiçbir sıkıntım yoktur.

  • Okul aile birliği dansözle kurtlarını döktü !
  • Oca
    7

    Doğum günü mesajı işte böyle olur…

    Yazan admin  //  Memleketimden  //  Yorum yok

    Vefat, kutlama, kayıp gibi birçok ilanın yer aldığı gazetelerde zaman zaman değişik duyuru ve ilanlarda yer buluyor.
    Bursa’da bir kişi, yerel gazeteye verdiği ilanda 7 Ocak 1966′da doğan eşinin doğum gününü farklı bir şekilde kutladı.
    “O Gün…” başlığıyla gazetede yer alan kutlama ilanında, şu ifadeler yer alıyor:
    “ABD Başkanı Jhonson’dı, SSCB lideri Brejnev. O gün İran, peşmerge kuvvetiyle Kuzey Irak’ın büyük bölümünü kontrolü altına alan Mustafa Barzani’ye yardım etmediğini açıklamıştı.

    Hindistan’da İndira Gandhi başbakan olmuştu.

    Che Guevara, Küba’dan sonra devrimi ihraç etmek üzere Kongo’ya geçmiş, umduğunu bulamayınca ayrılmak zorunda kalmıştı ve Tanzaya’ya gitmişti.

    Beatles, ‘We Can Work It Out’ adlı şarkısını piyasaya sürmüştü.

    Türkiye’de Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’di, Başbakan da Süleyman Demirel. O gün genel seçimin üzerinden henüz 71 gün geçmiş, Demirel 240, İnönü 134, parlamentoya girmiş ilk sosyalist parti olan TİP 14 milletvekili çıkarmıştı. CHP’de parti içi görüş ayrılıkları başlamıştı, ortanın solu yaklaşımıyla değişim başlatma arayışında olan Ecevit, Genel Başkan İnönü’nün muhalefetine rağmen 10 ay sonra parti genel sekreterliğine seçilecekti. Fethullah Gülen, Ramazan ayı dolayısıyla Kırklareli vaizi olarak merkez camisinde vaaz vermişti.

    Dünyayı dolaşan ilk Türk denizcisi Sadun Boro, ‘Kısmet’ adlı yelkenlisiyle Atlantik Okyanusu’nu 30 günde aşıp Barbados Adası’na ulaşmıştı. Ceyhan Nehri taşmış, 20 bin kişinin hayatının sel sebebiyle tehlikede olduğu bildirilmiş, fiyatların bir yıl öncesine oranla yüzde 40 arttığı açıklanmıştı.”

    “7 Ocak 1966”ın büyük puntolarla belirtildiği ilan, şöyle devam ediyor:
    “Günümüzle birçok benzerlikleri olan bu olayların hiçbirinin o gün olduğunu bilmiyorum. O gün başka bir şey oldu. O gün sen doğdun! Sevmekle onur duyduğum kadın, sen doğdun!

    Tanıdığımdan beri yüreğimde ait olduğunu hissettiğim, yokluğunda yurdumdan sürgün kaldığım, varlığını hayata dönüş nefesi gibi içime çektiğim, yanındayken yaşamanın tüm ağırlıklarından kurtulmuş gibi huzur duyduğum kadın, sen doğdun.

    İyi ki doğdun”

  • Boksta turnuva başlamadan ilk yumruğu yedik!
  • Ara
    2

    Bir yere kadar bedava gazete…

    Yazan admin  //  Ellerden  //  Yorum yok

    Dünyada en çok kullanilan arama motoru Google, medya kuruluşlarina aramada çikan haber içeriklerini kisitlama hakki tanima karari aldi. First Click Free programiyla gazete ve dergi yayincilari, Google’daki aramalarda çikan içeriklerini belirli bir sayfadan sonra ücretli kullandiracak.

    Google Iş Ürünleri Yöneticisi Josh Cohen’in blogunda yaptiği açiklamaya göre, günde beş makaleden fazlasina tiklayan okuyucular bir ödeme veya abonelik sayfasina yönlendirilecek. Mevcut durumda aramalarda çikan her haber sayfasina limitsiz bedava erişim olanaği olduğunu söyleyen Cohen, artik isteyen yayincilarin ücretsiz sayfa sayisini Google’daki programi kullanarak kisitlayabileceğini belirtti.

    Google’in karari, Avrupa ve ABD’de onlarca dev yayin organina sahip Rupert Murdoch’in tüm yayinlarini Google’dan çekme niyetini beyan etmesinden kisa süre sonra geldi.

    Murdoch, sahibi olduğu News Corp. yayinlarinin dijital edisyonlarina Google üzerinden ücretsiz ulaşildiğini ve buna karşi önlem almamasi halinde tüm yayinlarinin dijital ortamdaki sayfalarini Google’dan çikaracağini açiklamişti.
    Microsoft’un patronu Bill Gates, firmanin Google’a rakip olarak kurduğu Bing arama motorunda Murdoch’a ait yayinlara tiklandiğinda belirli bir ücret vermeyi önererek News Corp. Markalarini Bing’e çekmeye çalişiyor.

    News Corp. Bünyesinde Fox TV, Wall Street Journal, Daily Telegraph, The Sunday Times, New York Post, The Sun gibi yayinlar bulunuyor.

    E-mail adresinizi giriniz:

    Çarsamba Pazari
    Marka Saklabani
    Radyo programlarindan
    Social Media
    Nestle
    TEV
    Beni Koruyun
    Unicef

    Yazarlarımız Yazıyorlar


    Yazılar

    Emrah Serdaroğlundan

    Castle

    Gurna

    a venus sun

    SunSet

    Life on Mars

    Devamı için