24
“Bitanesinden bitanesine” biz hayır diyoruz…
Doğan ‘Kürt Açılımı’na verdiği desteği referandum konusunda da sürdürüyor
Habertürk Gazetesi’nin haberine göre; Geçtiğimiz yıl AKP’den siyasete giren Nihat Doğan, ’1071′ adlı albümünde ‘Kürt Açılımı’na verdiği politik desteği; referandum konusunda da sürdürmeyi seçti… “Benim memleketimin koyunları bile başka güzel bakıyor” gibi sosyal açıklamalarıyla sık sık gündeme gelen Nihat Doğan; “Demokrasi sürecine dilim döndüğünce katkı sağlamayı amaçladım!” dedi. Sabah gazetesinin haberine göre; ‘Evet Evet’i ‘demokrasi adına’ yaptığını açıklayan Doğan, şunları söyledi: “Halk için, hak için, millet için, daha demokratik bir Türkiye için yüreğimizden geçen isyanlarımızı notaya döktük. Ülkemizin bir daha antidemokratik hadiselerle karşılaşmaması için yaptım bu besteyi.”
İŞTE O ŞARKI
Yedi bölge tüm Türkiye gelin
Türkiye’nin demokratik sürecini bir de bizden dinleyin
80 sene millete nice zulüm yaptılar
Köylüme çoban deyip hep sırtına vurdular
Zulmü bırakalım millete sarılalım, mührü ‘evet’e basıp, özgürlüğe koşalım
Darbeci yapılanma, kardeşi statüko, inan Allah katında bu işler fasa fiso
Söz sırası milletin, tüm dünyaya iletin özledik doğsun artık demokrasi güneşin
Düdüğü çalanlara, halkını kıranlara gelin hesap soralım darbeler yapanlara
Demokratik demokratik anayasa diyelim, cunta anayasasını gelin değiştirelim
Ne demişti Mustafa Kemal; “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir”
Demokrasi için, özgürlük için, milli birlik beraberlik, kardeşlik için
Referandumda ‘Evet evet evet’
Menderes’in ruhu için, Özal’ımın hatrı için, demokrasi aşkı için
‘Evet evet evet’ Özgürlüklere ‘evet’, demokrasiye ‘evet’, milli birliğe ‘evet’, referandumda ‘evet’
Okuyucu yorumları
Bitanesinden bitanesinden bitanesine hayır .
hayır verenlere de “kırdın kalbimi”yi söylersin
iyi ki varsın nihat sen evet diyorsunya az da olsa evet diyecek olanlar sayende H A Y I R DİYECEKLER. . .
hayır demek için bir neden daha. . .
24
Bir ülke düşünün ki başbakanı altın çilek vatandaşı yiyecek ekmek bulamıyor !
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Tarabya’da bir kuruyemişçiyi ziyareti sırasında satın aldığı her derde deva kurutulmuş altın çileğe Türkiye’de talep patlaması yaşanıyor.
Dün ilk olarak hurriyet.com.tr’nin ulaştığı altın çileğin Türkiye’deki tek ithalatçısı olan Malatyalılar Gıda’nın sahibi Ayhan Karadoğan ise bu artan talebe pek de sevinemiyor.
TELEFONLARIMIZ KİLİTLENDİ
Haberin hurriyet.com.tr’de yayınlanmasının ardından telefonların hiç susmadığını belirten Karadoğan, “Türkiye’nin her bölgesinden telefonlar geldi. Herkes bize ürünü sordu ve satın almak istediklerini iletti. Fakat bizim elimizde hiç ürün kalmadığı için hiç birine olumlu bir yanıt veremedik” dedi.
Başbakan’ın 1 kilo satın almak isteile bir anda Türkiye’nin gündemine oturan altın çileğin ithalatını artırmak için düğmeye bastıklarını ifade eden Karadoğan, “Ne kadar istesek de ürün gemilerle geldiği için en erken 2 ayda Türkiye’ye getirebiliriz. Bugün hurriyet.com.tr’de haberin çıkmasıyla yağan talebe cevap verebilmek için bir parti altın çilek için anlaşmaya vardık. Bir konteynır dolusu altın çilek Güney Amerika’dan yola çıkacak Eylül ayı sonunda Türkiye’de olacak” dedi.
TÜRKİYE’DEKİ YETİŞTİRİCİLER DE KURUTMANIN PEŞİNDE
Türkiye’de halk arasında ‘yer kirazı’ diye de bilinen ve ağırlıklı olarak Mersin civarında yetiştirilen bu ürünün yetiştiricileri de bu haberden sonra harekete geçtiler. Kendilerini bu ürünü yetiştiren üreticilerin de aradığını söyleyen Karadoğan, “Beni dün arayanlar yetiştiriciler bu yaş ürünü nasıl kurutabiliriz şeklinde sorular yöneltiyorlar. Altın çileği kurutmak çok uzun süren ve zahmetli bir işlem diye biliyoruz. Çok da fazla teknik bir bilgimiz yok bu konuda. Eğer bu ürünü Türkiye’den de kurutanlar olursa onlardan da alım yapabiliriz” şeklinde konuştu.
24
Benim derneğim de benim cemaatim de işini bilir !

Cami yapmak için kurulan dernek, 19 yıldır camiyi bitiremedi, dükkanları bitirip kiraya verdi…
Çengelköy Güzeltepe’de 20 yıl önce “cami yapacağız” diye kurulan bir dernek, 19 yıldır cemaatten yardım toplamasına rağmen camiyi bitiremedi. Dernek, toplanan paralarla caminin altına birkaç dükkan yaptı. Sonra bu dükkanları kiraya verdi. Ayda 25 bin TL kira geliri sağlanmasına rağmen cami inşaat halinde. Dernek hakkında çok vahim iddialar var…
RAMAZAN ayına yaklaştığımız şu günlerde, Çengelköy’deki bir camide 20 yıldır süren bir yolsuzluk ihbarı geldi Alo Habertürk Acil Şikayet Hattımıza… Önceki gün Üsküdar’daki Şemsi Paşa Camii’nin bir kafeterya tarafından abluka altına alınmasından sonra gelen bu ihbar, çok daha büyük bir sorunu çıkardı karşımıza. Hattımıza gelen iddialarla dolu ihbarda sorun olan bir caminin 19 yıldır tamamlanmasıydı. Ancak sorunun can alıcı kısmı ise yardım adı altında cemaatten toplanan paraların sömürülmesi iddiasıydı.
VAHİM TABLOYU GÖRDÜK
Haberin ön değerlendirmesinden sonra Alo Habertürk Acil Şikayet Hattı ekibimiz, iddia edilen yolsuzluğun yaşandığı Çengelköy’e gitti. Çengelköy Güzeltepe Mahallesi Bosna Bulvarı Namazgâh Caddesi üzerindeki Birlik Camii’ni buldu. İlk etapta karşımıza çıkan görüntü şikayet ihbarında anlatılandan daha vahimdi. Güzeltepe Mahallesi’nin rayiç bedeli en yüksek yerinde bulunan bu cami yarım kalmıştı. Dış cephesi tuğla halinde, dış sıvaları yapılmamıştı. Caminin üst katları inşaat halinde iken, alt katları fabrika gibi çalışıyordu. Kiler, marangoz, elektrikçi, pimapenci, demir doğramacı, cep telefonu mağazası ve dairesi “hibe” edilen bir sağlık ocağı vardı.
FABRİKA GİBİ ÇALIŞIYOR
Şikayet konusu olan bu sorunun detaylarını öğrenmek için cemaatle görüştük. Ekibimiz, yıllardır Güzeltepe’de oturan cemaatle görüşmelerinde sorunun iç yüzünü ortaya çıkardı. Cemaatin iddiasına göre 20 yıl önce kurulan “Güzeltepe Birlik Kalkınma ve Dayanışma Derneği”nin yetkilileri “cami yapacağız” diyerek cemaatten o günden bu yana “yardım” toplamaya başlamış. İddiaya göre, dernek kapalı yapısıyla aile şirketi gibi işliyormuş. Üyeler aileden ya da yandaş ve aynı düşünceden oluşan insanlardan oluşuyormuş. Derneği iç yapısına ayrıca gireceğiz. Ancak önce, yıllardır “cami yapacağız” diyerek cemaatten yardım toplayan “sözde derneğin” cemaate yıllardır neler çektirdiğini anlayalım: “Birlik Cami inşaatı ilk olarak 1988 yılında başladı, mescit olarak bir süre kullanıldı. Daha sonra o alana Hakkı Konyalı İlköğretim Okulu yapıldı. Caminin şu anki Namazgâh Caddesi üzerindeki inşaatına 1991 yılında başlandı. Başlayış o başlayış. Aradan yıllar geçti gördüğünüz gibi cami bir türlü bitirilmiyor. Tam 19 yıl oldu. 2004 yılından itibaren camide inşaat neredeyse tamamen durdu. Bu yıldan sonra caminin altına dükkanlar açılmaya başlandı. Elektrikçi, marangoz, pimapenci, doğramacı, telefon mağazası. Ayrıca bir dükkan yeri sağlık ocağı yapılması için hibe edildi. Bu cemaat buraya bir cami yapılsın diye yıllardır gönlünden koptuğunca yardım yapıyor. Ancak dernek yöneticileri kafasına göre hibe yapıyor. Nasıl bizim paramızla yapılan bir yeri hibe ederler. Biz bu yardımları cami yapılsın diye verdik. Allah’tan korkmuyorlar mı?”
KİRALAR NEREYE GİDİYOR
Cemaatin iddiaları bununla sınırlı değil: “Yönetimcemaatten topladığı paralarla cami yapmak yerine sürekli dükkan yaptı. Bu dükkan ve işyerlerinde derneğin yönetimkurulunda yönetici olan insanlar, komik kiralar ödeyerek büyük dükkanlara sahip oldular.Mahalledeki kira rayiç bedelleri hiç dikkate alınmadan bu dükkanlar yandaş ve akrabalara peşkeş çekildi. Cami içindeki sağlık ocağını da pasaj yapmak istediler, ancak dernek yönetimi içinden K.P. ve N.Ö.’nün itirazları ve cemaatinde desteğiyle yapamadılar. Caminin aylık 25 bin TL’yi aşan geliri var, ama bu para caminin yapımına harcanmıyor. Böyle olunca da cami bir türlü bitirilemiyor. Dernek başkanına “cami ne zaman bitecek” diye sorduğumuzda tersliyor: “Beğenmiyorsan bu camiye gelme” diye yanıt veriyor.
DEVLET MALI DENİZ!
Cemaat, devletten cami yapılması için alınan arsanın, cami yapılacak bahanesiyle “döner sermaye” olarak kullanıldığını iddia ediyor. Caminin 19 yıldır bitirilmemesi, bunun yanında mağazalardan gelen kira gelirleri cemaatin kuşkularını ortaya çıkartıyor. Aylık 25 bin TL kira geliri olan bu caminin bitmemesi akıl alır gibi değil. Cemaatin hemkendilerinden toplanan hemde elde edilen kira gelirleri dışında başka iddiaları da var: Bir örnek: Camininmermerleri yapılacak. Çok büyük bir rakamtutuyor. İhale açılması ve birçok firmanın katılması gerekirken, dernekten birinin akrabası bu işi yapıyor. Sonra da cemaattenmermer giderleri için para toplanıyor. Niçin böyle yapıyorsunuz demeye de kimsenin hakkı olmuyor! Başka bir örnek: Dernek yöneticisinin biri evini öğrencilere 800 TL’ye kiraya veriyor. Burası için yüksek bir rakam. Ancak aynı kişi, caminin altındaki binmetrekarelik dükkana bin TL kira bile vermiyor.”
ÖNCE DÜKKAN, SONRA İMAN BUNDAN
19 yıl önce Çengelköy Tepebaşı sakinleri cami yaptırmaya karar verdiğinde bu sonu hiç de hayal etmiyorlardı. Vatandaştan toplanan paralarla yapımına başlanan cami, kaba inşaat bittikten sonra beklenmeyen bir şekilde durdu. Ancak altına yapılan ofis ve dükkanlar bitirilerek kiraya verildi. İşte kıyamet de bundan sonra koptu. Çünkü inşaat için uzun süre para ödeyen cemaat, ciddi kira geliri olmasına rağmen caminin yarım bırakılmasına isyan ediyor.
YOLSUZLUK İHBARI
BUNDAN 19 yıl önce Çengelköy Tepebaşı sakinleri cami yaptırmaya karar verdiğinde bu sonu hiç de hayal etmiyorlardı. Vatandaştan toplanan paralarla yapımına başlanan cami, kaba inşaat bittikten sonra beklenmeyen bir şekilde durdu. Ancak altına yapılan ofis ve dükkanlar bitirilerek kiraya verildi. İşte kıyamet de bundan sonra koptu. Çünkü inşaat için uzun süre para ödeyen cemaat, ciddi kira geliri olmasına rağmen caminin yarım bırakılmasına isyan ediyor.
Caminin altı kaval üstü şişhane ama gören yok
Sağdaki iki fotoğrafta caminin alt katına açılan mağazalar var. En alt katta Kiler mağazası faaliyet gösteriyor. Mağazanın üstündeki camekanlı kısımda ise sağlık ocağı ve diğer işyerleri var. Binanın arka kısmında ise demir doğramacı… Yapının alt katları bitmiş. Duvaları boyalı. Caminin durumu ise ortada. İşyerlerinin üst kısmında kalan caminin kubbe bölümünde bitmek bilmeyen çalışmalar durmuş. “Altı kaval üstü şişhane” misali caminin arazisi işletme gibi kullanılıyor. Ancak bu duruma çevre sakinleri bir şey yapamıyor. Yetkililer ise sessiz kalarak bu yanlışa göz yumuyor.
4 imam gönderildi, müftülük yetersiz kaldı
Yukarıda yer verdiğimiz iddialar sadece biz de değil, İstanbul İl Müftlüğü’ne ulaştı. Müftlülük eline geçen şikayet dilekçesi sonrasında yazılı bir bildiride bulundu. Müfttülük tarafından “gereği yapıldı” açıklamasını alan cemaat, durumun aksini savunuyor. İl Müftüsü Mustafa Çağrıcı’nın kendilerini arayarak ‘derneklere karşı bir yaptırım da bulunamayız, ancak cemaatin “sömürülmesine” müsade etmeyeceğiz” demiş. Bu söz üzerine araştırma yapan cemaat, yetkililerin de bir sonuç alamadığını görmüş. Dernek üyeleri kurdukları çarkı hala çeviriyormuş. Ve son olarak, dernek yönetiminin elinde bulunan kasada yüklü miktarda açık olduğu ve yardımları bu nedenle artırdığı da iddiası da var. İddiaya göre kasadaki binlerce liralık açık yine cemaatten toplanacak. Peki cemaat ve cami imamı bu duruma nasıl tepki göstermiyor. Cemaatin verdiği bilgiye göre, caminin imamı 4 kez değişmiş. Vatandaşlardan toplanan yardımların yerine ulaşmadığını gören 4 imam karşı direnişe geçtiği için bir şekilde camiden gönderilmiş. Şu anda görev yapan imam ise direniyor. Dernek yetkilileriyle yardım konusunda çatışan son imam bakalım nereye kadar dayanacak!
Dernek nasıl çalışıyor?
CEMAATİN iddiasına göre derneği 20 yıldır aynı kişiler yönetiyor. Üyelerin çoğunluğu akraba ya da hemşehri. Dernek yönetimi üye olmak isteyenleri ince eleyip sık dokuyor. 20 yıldır kendi fikirlerinde olmayanları aralarına almıyorlar. Üyeler arasında, işleyişe sorun çıkaranları da üyelikten atıyorlar. Derneğe üye olmak isteyen cemaatten istedikleri kişileri kabul ediyorlar. Daha önce fikir çatışması yaşadıkları bir kaç kişiye dernekten atmışlar. Kısacası dernek kapalı bir kutu. İstediğimi alıp istediğini atma yetkisini kendisinde görüyor.
(GAZETE HABERTÜRK)
24
Çağan Irmak yeni filmini seferihisar için çekiyor
Yaşamın kolay olduğu kentlerin uluslararası ağı Cittaslow’a (Sakin Şehre) Türkiye’nin ilk üyesi olarak girmeyi başararak dikkatleri üzerine çeken Seferihisar’a, bir destek de Çağan Irmak’tan geldi. Doğma büyüme Seferihisarlı olan ünlü yönetmen-senarist Çağan Irmak, Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’in ricasını kırmayarak Seferihisar’ın tanıtımında kullanılacak filmin çekimine başladı. Filmde Seferihisar’ın doğal güzellikleri, yöresel lezzetleri, Cittaslow kriterleri kapsamına yapılan çalışmalar, ilçenin yaşlıları tarafından aktarılan Seferihisar hikâyelerini röportajlarla anlatılıyor. Filmin müziği olarak da Demir Demirkan’ın Seferihisar’a hediye ettiği ‘Yavaş Yaşamalı’ şarkısı kullanılacak. Filmin seslendirmesi de yine Seferihisar’da yaşayan ünlü oyuncu Cihan Ünal tarafından yapılacak.
Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer Çağan Irmak’ın verdiği destekten dolayı duyduğu mutluluğu dile getirirken; “Kore’de gerçekleşen Cittaslow Genel Kurulu’nda bazı kentlerin filmlerinin olduğu ve dünyanın dört bir tarafından gelen katılımcılara izlettirildiğini gördük. Seferihisar’a döndüğümüzde bizim de filmimiz olması gerektiğini düşünerek, hemşerimiz Çağan Irmak’ı aradık. O da filmi kendisinin hiçbir ücret almadan çekebileceğini söyleyerek gelip çekimlere başladı. Memleketine hizmet etmekten büyük keyif alan Çağan Irmak’a çok teşekkür ediyorum. Seferihisar’ı Çağan Irmak’ın bakışıyla izlemek ve tüm dünyaya izlettirmek çok keyifli olacak” dedi.
Çekimler sırasında konuşan Çağan Irmak; “Ben Seferihisarlıyım. Hayatımın önemli bir bölümünü kapsayan Seferihisar’dan gelen böyle bir teklifi geri çevirmem mümkün değildi. Burada hem doğal güzellikler ve inanılmaz güzel hikâyeler var. Benim de çocukluğumun geçtiği Seferihisar’a bir katkım olması beni çok mutlu ediyor. Filmi tamamlayıp Seferihisar’a armağan edeceğiz. Umarım yurt dışında Seferihisar’a ve Türkiye’ye yakışacak güzel bir film ortaya çıkacak” dedi.
Filmin ağustos ayında gösterime hazır hale gelmesi planlanıyor…
GÜLSEN CANDEMİR-İZMİR
24
Her ramazan olduğu gibi bu ramazanda her şey tamamen “duygusal” mı?
Her yıl Ramazan öncesi “ürün sıkıntısı varî bahanesiyle artan gıda fiyatları, bu kez artmayacak.
Bugün’ün haberine göre sektör temsilcileri, yağışlar sayesinde ürünlerde bolluk yaşandığını belirterek, “Zam yapılması için sebep yokî dediler.
Ramazan ayının yaklaşması ile birlikte gıda fiyatlarının seyri merak konusu oldu. Bu dönemde özellikle kuru gıda alışverişlerinin yoğunlaşmasını fırsat bilenler “ürün sıkıntısı var” bahanesiyle fiyatlarla oynuyor. Ancak bu yıl yağışların bol olması nedeniyle hemen her türlü gıda ürününde bolluk yaşanıyor. Bu nedenle sektör temsilcileri “Fiyatların artması için bir sebep yok’ diyor.
EKSİK YOK FAZLA VAR
Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, ürün sıkıntısı yaşanmadığını, tam tersine pek çok üründe geçtiğimiz yıla göre fazlalık olduğunu söyledi.
RAMİ’DE MARKETİN YARISI
Rami Gıda Toptancıları Derneği Başkanı Günay Kotil de, fiyatların uygun seyrettiğini, artması için de sebep olmadığının altını çizdi.
STOKLARI TAMAMLADIK
Ramazan’da sektörde faaliyet gösteren firmalarla yaptıkları görüşmelerde olası fiyat artışlarını da masaya yatırdıklarını ifade eden Türkiye Perakendeciler Federasyonu Başkanı Şeref Songör, “Perakendeciler olarak, stok ve depolama çalışmalarımız tamamlandı. Bu nedenle Ramazan ayında temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarında artış beklemiyoruz. Sadece bölgesel olarak bazı ürünlerde fiyat artışları yaşanabilirî dedi.
24
Karadenizliysen sinek bile sana “vız” gelir
Trabzon’da bazı köylüler ve esnaf, yaz aylarında artan, insanlara büyük rahatsızlık veren sinekleri, lambanın yakınına astıkları şeffaf poşet içindeki su ile uzaklaştırmayı başardı.
TRABZON – Trabzon merkeze bağlı Akoluk beldesine bağlı köylerde yaşayan bazı vatandaşlar ile belde esnafı, bir süre önce şeffaf bir poşet içine doldurulan suyun lambanın yanına asılması halinde sineklerin ortamdan uzaklaştığını fark etti.
Karadenizlinin kıvrak zekasının ürünü olarak gösterilen yöntem, işe yaradığını fark eden diğer köylülerin de kullanmaya başlamasıyla yaygınlık kazandı. Böylece köylüler, sineklerin su dolu poşetten neden uzaklaştıklarını tam olarak çözemeseler de ilaç ve sinek kovucu parası vermekten kurtuldular. Beldede sineklerden kurtulmak için doğaya zarar verdiği belirtilen ilaçlar, kimyasal spreyler ya da bazı cihazların kullanımı azaldı. Bu ilginç sineksavarla evlerinde, iş yerlerinde rahat rahat oturma, uyuma imkanı bulduklarını belirten belde sakinleri hallerinden son derece memnun olduklarını dile getirdi.
-POŞET ASILAN LAMBAYA SİNEK GELMİYOR-
Beldede kahvehanesine kurduğu bu yöntemlerle müşterilerini de memnun eden 25 yıllık kahvehane işletmecisi Hasan Karaahmet, yöntemi, arkadaşının tavsiyesi üzerine kullanarak sinek sorununa son verdiğini vurguladı.
Sineklerin, ışığın suda yansımasıyla gözlerinin kamaştığını, dolayısıyla ortamdan uzaklaşmış olabileceklerini düşündüğünü belirten Karaahmet, şunları söyledi:
“Yaz sezonu olduğu için müşterilerimiz genelde salona gimeyip kahvehanenin önünde oturuyor, sinek fazla olduğu için de rahatsız oluyorlar. Bir arkadaş bu yöntemi tavsiye etti, ben de denedim. Bayağı da faydası oldu. Sineklerin ortamdan ışığın suda yansımasıyla mı, yoksa başka nedenle mi uzaklaştığını bilmiyorum. Yanında su dolu poşet bulunan lambaya sinek gelmezken, diğer lambaya sinek gelebiliyor. Yöntemi her lamba için uygulamak en faydalısı. Hiçbir maliyeti de yok.”
-”KIRILAN ÜZÜM BAĞINA, YARA BANDIYLA ÇÖZÜM”-
Müşteri Kadir Uzunismail de ilginç sineksavarı ilk gördüklerinde çok güldüklerini ifade ederek, şunları söyledi:
“Hasan ağabey sürekli bu tür icatlar yapar, sineksavarı gördüğümüzde güldük ama fazla da yadırgamadık. Hasan ağabeyin daha önce kırılmış üzüm asmasını yeniden kaynaması için yara bandı ile sardığını bile görmüştük. İşe de yaramıştı. Bu yöntemin de onlardan biri olduğunu düşündük. Gerçekten de işe yaradı” dedi.
Kahvehanenin bazı müşterileri de ilginç sineksavara, “telefondan sonra en büyük icat” benzetmesi yaptılar. Öte yandan, kahvehanedeki lambanın yanına poşet asıldığını gören bazı muzip müşterilerin toplu iğne ile poşeti delip suyun masada oturan arkadaşlarını ıslatmasıyla eğlendikleri öğrenildi.Beldede aynı yöntemi kullanıp sinek sorunundan kurtulan bazı esnaf ve köylüler de yöntemden memnun olduklarını anlattılar. (aa)
24
Tırnaklar içindeki “özgür basın” 24 Temmuz Basın Bayramını kutluyor
2011 Yılında 50. Yılını kutlayacak olan Basın İlan Kurumu, 24 Temmuz Basın Bayramı’nı Bab-ı Ali’de kutluyor…
49 yıldır Türk Basını’nın yanında yer alan Basın İlan Kurumu 50. yaşının arefesinde yeni bir vizyon çizdi kendine; bu yeni vizyonun ana fikri “Türk Basını için daha çok sorumluluk almak” olarak belirlendi.
2010 Yılı ile birlikte yeni vizyonu yaşamaya ve yaşatmaya başlayan Basın İlan Kurumu, basın çalışanlarına verilen kredileri yüzde yüz artırdı ve kredi miktarını 3000 TL’ye çıkardı. Şimdi bu miktar 1 Eylül’den itibaren 3600 TL’ye çıkıyor. Ve gazeteciler, kurulan yeni sistem sayesinde, kredi alımı için artık kuruma kadar gelmek zorunda değil!
Yine; gazetecilerin yurtdışına çıkışlarda yaşadığı keşmekeşi rahatlatmak amacıyla bir proje üzerinde çalışan Basın İlan Kurumu, basın çalışanlarının kendi aralarında maddi ve manevi dayanışmasına artırmak üzerede yeni projelerin kapısını aralamak üzere…
49 Yıllık tarihinde ilk defa Basın Bayramı’na (*) özel bir program hazırlayan Basın İlan Kurumu, siz değerli basın çalışanlarını “bayramını” kutlamak üzere, Türk basınının doğduğu yere, “Bab-ı Ali”ye davet ediyor.
Program:
10.00 – 11.00 / Bando Eşliğinde Bab-ı Ali Gezisi (Beyazıt Meydanı – Babı Ali Yokuşu)
11.00 – 11.15 / Açılış / Nuri Osmaniye Caddesi / Anadolu Ajansı Önü / Cağaloğlu
11.15 – 12.15 / Konser (Altın Kızlar Grubu)
12.15 – 13.00 / Protokol konuşmaları (*)
13.00 – 15.00 / Sohbet (*)
(*) Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, Gazeteci Yazar Mehmet Şevket Eygi, Gazeteci Yazar Ahmet Turan Alkan, Gazeteci Yazar Ahmet Tezcan, Gazeteci Yazar Bedii Faik, Gazeteci Yazar Can Ataklı
(*) 24 Temmuz 1908 günü İstanbul’da gazeteciler kendi aralarında karar aldı: O gece sansür memurlarını gazetelere sokmayacaklardı. Gazeteler basıldı. Gazeteciler sabaha kadar bürolarda, matbaalarda kaldı. Gelen sansür memurları “Meşrutiyet ilan edildi. Artık matbuat hürdür” diye kapıdan geri çevrildi. Ve ertesi gün, yani 25 Temmuz’da gazeteler ilk kez sayfalarında beyaz sütunlar ol maksızın, sansürsüz olarak çıktı. O günden beri, 2. Meşrutiyet’in ilan edildiği 24 Temmuz, “Basın Bayramı” olarak kutlanıyor.
24
Çürük dişim senin adın
Sen benden geçtiğinden beri izliyorum önümden gelip geçenleri
Adını koyduğumuz sevdalardan adını bilmediğimiz insanlara yol alalı çok oldu
Dökülen yürekten geriye kelimeler bile kalmadı
Yüzler eskidi anılar dürülüp bir yerlere girdi
Acıyı çekerek büyüdük ben büyüyorumda
Senin adına konuşmayı sevmiyorum çünkü biliyorum yanılıyorum
Bir köpeği seversin seni seveceğini bilerek değil
Sen sevmek istediğin için…
Bizimkide o hikayeydi işte, seven ve sevilenler o kadar belliydi ki
Arkasından, önünden, yanından nerden bakarsan bak hep aynı
Aslında içi boş, dolu gibi görünen yaşanmışlıklar
Zaman yarışında kaybedilen umutlar ve yakarışlar
Kendimce bol bol nedenler uydurduğum zamandan
M.Ö yaşanan aşkları kaleme alan bir insana evrimleşirken
Darwinin kulakları çok çınlamadı belki ama seni anan yürek eskidi
Dünkü hissedilenler bugün sadece bir acı
Hani dişin çürüdüğünde nefes alırsın da sızlar ya öyle
seni her andığımda sızlatıyorsun o kadar
Ne yaptırdığım dolgu bu süreyi uzatabiliyor
Ne senin yerine koyduğum dişçiler çözümü bulabiliyor
Alışmaya başladım zaten soğuk su içmeyeceğimi üzerine bir lokma basmayacağımı öğrendim
Yinede bazen kaybediyorum kendimi unutuyorum onu
Basıyorum şuursuzca en sevimsiz noktaya
Ve sızlıyor o kadar aklımda bir imge belirginleşiyor
Kızıl saçlarınla oturduğun salonun
Elinden bırakmadığın sigaran ve vakitsiz yediğin yemek
Dinlemekten bıkmadığın şarkıların kulaklarımda çınlıyor
Kendimi o parçaya eşlik ederken buluyorum
En iyi kullandığım araç bilgisayara her türlü hükmedip istemediğimi silerken
Kendi zihnime bir format atamıyorum
Attığımı zannediyorum o kadar
Aslında her silme üzerine toz örtmeden başka birşey değil
Büyük bir rüzgar kimi zaman bir deniz kıyısında
Kimi zaman bir gencin otobüste sevdiğinin omuzunda
Bazen bir dondurmayı paylaşan sevgililerde canlanıyor
Sonra havalanıp tozu dumana katıp karışarak gidiyor
Ve üstü açılıyor yine en kabartma haliyle senin adın yazıyor
Görmek istemiyorum ama o 100 puntoluk yazıyı kim göremez ki!
Başımı çeviriyorum pencereden ormana bakıyorum sincapların elinde senin ismin yazıyor
Havaya bakıyorum martılar ismini bağırıyor
İşte o zaman savaşmayı bırakıp kendime yeniliyorum
Kafamda kurduğum dünyama giriyorum
Biliyorum aklımdaki senle yaşayan sen arasında en az 100 fark var
Ama ben onada sana da inanmak istiyorum
Bak yine başa dönüyorum yine kendimi bir dişçi koltuğunda buluyorum
Doktoru farklı koltuğu farklı hastanesi farklı sözde
Özde yine çürüğüme dolgu yapacaklar yine çekmeyecekler seni
Orada olacaksın soğuk su içene kadar unutacağım
Belkide o yüzden artık geceleri hatırlıyorum seni
Geceleri soğuk su içmeyi, tıkınmayı seviyorum ya
Hem de o çürüğümün üstüne basa basa yemeyi ve içmeyi
İşte bu yüzdendir her çürükte sana seslenmem…
23
Darbe mağduru sol ve ülkücüler ya akıncılar…
Başbakanımız ağladığından bu yana işler biranda değişti. Çünkü referandum için darbe dönemini sileceğiz affettireceğiz kampanyası daha başlamadan çukuru boyladı…
Konuşması sırasında ülkücü ve solcu gençlerin ailelerine gönderdiği mektuplardan okurken dayanamayıp ağlayan sayın başbakan o zaman kendisi ne yapıyordu o görüş ne yapıyordu… O görüş darbeyi alkışlıyordu evet şaşırdınız değil mi. O yüzden o hapishanelerde kimse olmadı o yüzden onlar ailelerine bu mektupları yazamadılar rahattılar.
Genelde bu görüşün içinde olan biat etme teba geleneği o dönemde ağırdı. Ben görüşü yargılamıyorum sadece o dönem niye onlar mağdur olmadı onu diyorum sebebi güçlü olan erke boyun eğme dediklerini yapma. O yüzden parlemento içindeki milletvekilleri liderlerine karşı çıkmıyorlar yerine ibrahim gelse yine değişmeyecek…
O dönem alkışlayanlar dışarda rahat gezenler bugün ölenlerin yasını tutuyor rahatlıkla kürsülerden konuşuyor. Yine başbakan konuşmasında Nevzat Çiçek’in şiirinden alıntı yaparken “Şafak Türküsünden” yani işine geleni okumuştu. Bir hatırlayalım o zaman bu şiiri asılı neydi…
Atalarımızın dediği gibi davulun sesi uzaktan hoş gelir, hele esip gürlemekte cabası…
Şafak Türküsü
Beni burada arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne
Ağlama
Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim
Kulağım kirişte
Ölümü özledim anne
Yaşamak isterken delice
Bugün görüş günü
Günlerden salı
Islak
Sarı bir yağmur
Ülkemin neresine bakarsa ay
Orada yitik bir anne ağlıyor
Sen aralıyorsun yağmuru
Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
Sonra bir umut koşuyorsun
Yüreğin avcunda
ısırırken
çırpıntı gözlerini
(ah verebilseydim keşke
yüreği avcunda koşan
herbir anneye
tepeden tırnağa oğula
ve kıza kesmiş
bir ülkeyi armağan
koşma anne
birdenbire batacak olan
düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
oysa benim için gece
ışık hızıyla koşan
kısa ve soğuk bir zamandır
bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
uykusuz
yorgun
ve korkak
sanırım baytardı
yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
boşver hipokrat amca
üzülme ne olur
sen de anne
sen de üzülme
hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi
ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim
ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
korkak kahraman gecelerimi
düşlerimle sınırsız
diretmişliğimle genç
şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
usulca açılıverdi
yanağımda tomurcuk
pir sultan’ı düşün anne
şeyh bedrettin’i
börklüce’yi
torlak kemal’i düşün anne
hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde
utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının
onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen
ince bilekli çıplak ayaklı tanya’nın
deniz’i düşün anne
her mayıs şafağında uzun
uzun döverken darağaçlarını
ve o şafaktan doğma
onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları
insanları düşün anne
düşün ki yüreğin sallansın
düşün ki o an
güneşli güzel günlere inanan
mutlu bir yusufçuk havalansın
sıcak omuzlar değerken omzuma
buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
bayraklar ve türkülerle
kopunca memelerinden o mükemmel yaşama
kurşunlar sıktılar alnıma
açık alanlarda ağır
kartalların konup kalktığı
yalçın kayalardan biriydim
ölüp dirildim yeniden
güneşli güneşsiz akşamlarda
mutlu yarınlar adına
özgürlük adına ekmek adına
üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin
dirilip dönmesin diye hiroşimalar
tahtadan atların boynuna çıplak
ölümlerle yatmasın diye çocuklar
aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
kardeşlik adına
havadaki kuş denizdeki balık adına
yürüdüm yıllar boyu
dönüp bakmadım arkama
ıraktı gözlerim cok ırak
izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
kalsa da silinir gider
yalnızca bir ağıt gibi çakılır
ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer
tören adımlarıyla ölmek
ne garip şey anne
kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum
bütün gözler üstümde
sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun
masa üstünde üşüyen bir sigara
yanında küçücük bir cam bardak
içinde rengi bu gecenin
cılız titrek bir kibrit
kağıt kalem
sandalye
geride flu
yağlı
büküm büküm bir ip
ve çingene kuralına uygun
değişmez dekoru mudur
idam mahkumunun
kırılacak cammışım gibi davranıyorlar
yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün
oysa birazdan boynumu kıracaklar
pul pul dökülecek yaz sivası eylül’ün
ben ölümü asıl az ötede titreyen
çingenenin kara kıllı ellerinde gördüm
anladım ki küllenen sigaradır
soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm
yani benim güzel annem
alacaşafağında ülkemin
yıldız uçurmak varken
oturup yıldızlar içinde
kendi buruk kanımı içtim
ne garip duygu şu ölmek
öptüğüm kızlar geliyor aklıma
bir açıklaması vardır elbet
giderken darağacına
geride
masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
bağışla beni güzel annem
oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
elleri değsin istemedim
gözleri değsin istemedim
ağlayıp koklayacaktın
belki bir ömür taşıyacaktın koynunda
usul adımlarla yürüdüm ömrümü
karşımda kurum kurum-laşan darağacı
(tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan
ökse de olsa dört bir yanı)
birdenbire acıdı boynum
gelecekler var birbiri ardınca genç
yakışıklı
ne olur işçi kadınım
az yumuşak dik
şu kefenin yakasını
yaşamak ağrısı asıldı boynuma
oysa türkü tadında yaşamak isterdim
çiçekleri kokmak ırmakları akmak
yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
su başlarında aylak sektirmek kavalımı
sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim
o güzel günleri görenler arasında
bir soluk ben de yaşamak isterdim
bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
öperken siya-u jakond’u tebessümünden
işte o an saçlarından yakalamak dolunayı
bir de yirmibeş kilometreden görebilmek
nazım’in gözleriyle pırıl pırıl moskova’yı
ölmek ne garip şey anne
bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
sedef kakmalı bir kutu içinde
vermek isterdim çocukların ellerine
sonra
sonra benim güzel annem
damdan düşer gibi
vurulmak isterdim bir kıza
künyemi okudular
suçumuz malum
gecenin kıyısında durmuşum
kefenin cebi yok
koynuma yıldız doldurmuşum
koşun çocuklar çocuklar koşun
sabah üstüme
üstüme geliyor
yanlış mı duydum yoksa
erkenci bir horoz mu ötüyor
keskin bir acı bilenmiş
gitgide yaklaşıyor sonum
iri sözlerim yoktu söyleyecek
usulca baktım yüzlerine
bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
göçtü ayaklarının dibine
korkutamadılar beni anne
avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran
darağacı
bir zaman rüzgarda
saçını tarayan telli kavak değil mi
boynumdaki kemendi bir oğle sonu bükerken o kız
sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi
söyle anne
o çingene
bir çicek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan
bağıra çağıra geçen bohçacı kadını
sevmedi mi çılgınca
kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda
işkenceler zindanlar hücreler
savunmak yok mutlu tok bir yaşamı
açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren
mideme karşı
kısacası
bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
gülmek umut etmek özlemek
ya da mektup beklemek
gözleri yatırıp ıraklara
ölmek ne garip şey anne
artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
baba olamayacağım örneğin
toprak olmak ne garip şey anne
ceplerimde el yerine balyoz taşırken
korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini
ve yüreğimin ırmakları taştı
taşacakken
ölmek ne garip şey anne
uçurumlar ki sende büyür
dağdır ki sende göçer
ben yaprak derim çiçek derim
cam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
gül yanaklı çocuğa benzer
yine de
oğlunu yitirmek kimbilir
ne garip şey anne
beni burada arama anne
kapıda adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne
ağlama
kırıldıysa düş evinin kapısı
bütün kırık kapıların çağrılısıyım
kızların yanaklarında çukurlaşan
biten başlayan aşkların ortasındayım
her kavgada ölen benim
bayrak tutan çarpışan
her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
özlem benim kavga benim aşk benim
bekle beni anne
bir sabah çıkagelirim
bir sabah anna bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
cam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
öylece kalkar uykudan salterler
dişleyip tükürmeden sigaralarını
türkü tadında giyinirken işçiler
bir sabah anna bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
adı başka sesi başka nice yaşıtım
koynunda çicekler
çicekler içinde bir ülke getirirler
başlarını koymak için yoğun dizine
sen hazır tut dizini anne
o mükemmel güne
Ağustos-Ekim 1983
Şafak Türküsü, 1984)
Nevzat Çelik
23
STV’nin arka bahçesi ilk özel kürt kanalı yayına başladı
Türkiye’nin ilk özel Kürtçe televizyon kanalı ‘Dünya TV’ yayın hayatına başladı.Gaziantep’ten ulusal yayın yapacak olan Dünya TV, Irak başta olmak üzere Suriye ve diğer Ortadoğu ülkelerinden de izlenebilecek. İlerleyen süreçte Arapça, Farsça ve İngilizce yayın da yapılacak.
Gaziantep’teki televizyon merkezinde görev alacak ekip özellikle Kürtçe bilenler arasından seçiliyor. Kanalda güncel programların yanı sıra Samanyolu TV’de yayınlanan birçok dizi ve yapım Kürtçe dublajla ekrana gelecek. Dünya TV yayın akışının renkliliği ve haber alanındaki zenginlik ile TRT 6′ya da ciddi bir rakip olacak.
GENEL MÜDÜR STV’DEN
Kanal izleyici kitlesi olarak özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne yönelecek. Dünya TV’nin Genel Müdürü ise Samanyolu televizyonunun Ankara Temsilcisi Remzi Ketenciler olacak. Mesut Barzani’ye yakınlığı ile bilinen Peyammer Haber Ajansı da Dünya TV’nin kısa süre sonra yayına gireceğini duyurmuştu.
Twitter da ne diyor bu adam !
Yazarlarımız Yazıyorlar
Etiketler
Millet kategori görsün !
Bağlantılar
- Babamın Kumandasından
- Benimmeselem
- Beyin Ereksiyonu
- Designer Font
- Erdil Yaşaroğlu
- Gennaration
- Gökhan Akça
- Hoccanın Gastesi
- İnternet Mutfağı
- İsmail Dağlı
- Kreativme
- Marka Yöneticisi
- Meşgul Sinyali
- Müge Cerman
- Onur Almışlar
- Orjinal fikirler deposu
- Pazarlama Cadısı
- Punctura
- Sanal Mutfak
- Selim Tuncer
- Selmin Ulusu
- Simto Alev
- Siteniz
- Smart Marketing Journal
- Yaratıcı Fikirler
- Yazan Blog
- Zaytung
Son Yazılar
- Zamanımızın en gösterişli soytarısı:Bono
- Allahın gazabını üzerinde hissetmek için ellerinden geleni yapıyorlar
- Gül suyu nerelerde kullanılır işte cevap…
- Bu hükümetin olduğu ülkede herşeyin sahtesi itinayla yapılır…
- Tarafın matbaa sponsoru PKK’dan…
- Turgut Özal Derneği ve KPSS sınavları arasındaki ilişki…
- Tarafsızlık simgesi YSK ilk cezayı kime kesti bilin bakalım ?
- Ramazan nedeniyle zorunlu olarak kapalıyız…
- Bu gazeteciler nereye gidiyor !!!
- AKP kendi imzaladığı metini unuttu biz hatırlatalım
- Demokrasi diye diye “taraf” oldun kendi gazetecini kovdun
- AB’nin gözü aydın “taraf” geliyor !!!



























