Browsing articles from "Temmuz, 2010"
  • Sanal alemin vahşi kızları
  • Tem
    24

    “Bitanesinden bitanesine” biz hayır diyoruz…

    Yazan admin  //  Biraz Magazinsel, Memleketimden  //  1 Yorum

    Doğan ‘Kürt Açılımı’na verdiği desteği referandum konusunda da sürdürüyor

    Habertürk Gazetesi’nin haberine göre; Geçtiğimiz yıl AKP’den siyasete giren Nihat Doğan, ’1071′ adlı albümünde ‘Kürt Açılımı’na verdiği politik desteği; referandum konusunda da sürdürmeyi seçti… “Benim memleketimin koyunları bile başka güzel bakıyor” gibi sosyal açıklamalarıyla sık sık gündeme gelen Nihat Doğan; “Demokrasi sürecine dilim döndüğünce katkı sağlamayı amaçladım!” dedi. Sabah gazetesinin haberine göre; ‘Evet Evet’i ‘demokrasi adına’ yaptığını açıklayan Doğan, şunları söyledi: “Halk için, hak için, millet için, daha demokratik bir Türkiye için yüreğimizden geçen isyanlarımızı notaya döktük. Ülkemizin bir daha antidemokratik hadiselerle karşılaşmaması için yaptım bu besteyi.”

    İŞTE O ŞARKI
    Yedi bölge tüm Türkiye gelin
    Türkiye’nin demokratik sürecini bir de bizden dinleyin
    80 sene millete nice zulüm yaptılar
    Köylüme çoban deyip hep sırtına vurdular
    Zulmü bırakalım millete sarılalım, mührü ‘evet’e basıp, özgürlüğe koşalım
    Darbeci yapılanma, kardeşi statüko, inan Allah katında bu işler fasa fiso
    Söz sırası milletin, tüm dünyaya iletin özledik doğsun artık demokrasi güneşin
    Düdüğü çalanlara, halkını kıranlara gelin hesap soralım darbeler yapanlara
    Demokratik demokratik anayasa diyelim, cunta anayasasını gelin değiştirelim
    Ne demişti Mustafa Kemal; “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir”
    Demokrasi için, özgürlük için, milli birlik beraberlik, kardeşlik için
    Referandumda ‘Evet evet evet’
    Menderes’in ruhu için, Özal’ımın hatrı için, demokrasi aşkı için
    ‘Evet evet evet’ Özgürlüklere ‘evet’, demokrasiye ‘evet’, milli birliğe ‘evet’, referandumda ‘evet’

    Okuyucu yorumları

    Bitanesinden bitanesinden bitanesine hayır .

    hayır verenlere de “kırdın kalbimi”yi söylersin :)

    iyi ki varsın nihat sen evet diyorsunya az da olsa evet diyecek olanlar sayende H A Y I R DİYECEKLER. . .

    hayır demek için bir neden daha. . .

  • Standup mı dediniz...
  • Tem
    24

    Bir ülke düşünün ki başbakanı altın çilek vatandaşı yiyecek ekmek bulamıyor !

    Yazan admin  //  Biraz Magazinsel, Memleketimden  //  2 Yorum

    Altın çileğe talep patladıBaşbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Tarabya’da bir kuruyemişçiyi ziyareti sırasında satın aldığı her derde deva kurutulmuş altın çileğe Türkiye’de talep patlaması yaşanıyor.

    Dün ilk olarak hurriyet.com.tr’nin ulaştığı altın çileğin Türkiye’deki tek ithalatçısı olan Malatyalılar Gıda’nın sahibi Ayhan Karadoğan ise bu artan talebe pek de sevinemiyor.

    TELEFONLARIMIZ KİLİTLENDİ

    Haberin hurriyet.com.tr’de yayınlanmasının ardından telefonların hiç susmadığını belirten Karadoğan, “Türkiye’nin her bölgesinden telefonlar geldi. Herkes bize ürünü sordu ve satın almak istediklerini iletti. Fakat bizim elimizde hiç ürün kalmadığı için hiç birine olumlu bir yanıt veremedik” dedi.

    Başbakan’ın 1 kilo satın almak isteile bir anda Türkiye’nin gündemine oturan altın çileğin ithalatını artırmak için düğmeye bastıklarını ifade eden Karadoğan, “Ne kadar istesek de ürün gemilerle geldiği için en erken 2 ayda Türkiye’ye getirebiliriz. Bugün hurriyet.com.tr’de haberin çıkmasıyla yağan talebe cevap verebilmek için bir parti altın çilek için anlaşmaya vardık. Bir konteynır dolusu altın çilek Güney Amerika’dan yola çıkacak Eylül ayı sonunda Türkiye’de olacak” dedi.

    TÜRKİYE’DEKİ YETİŞTİRİCİLER DE KURUTMANIN PEŞİNDE

    Türkiye’de halk arasında ‘yer kirazı’ diye de bilinen ve ağırlıklı olarak Mersin civarında yetiştirilen bu ürünün yetiştiricileri de bu haberden sonra harekete geçtiler. Kendilerini bu ürünü yetiştiren üreticilerin de aradığını söyleyen Karadoğan, “Beni dün arayanlar yetiştiriciler bu yaş ürünü nasıl kurutabiliriz şeklinde sorular yöneltiyorlar. Altın çileği kurutmak çok uzun süren ve zahmetli bir işlem diye biliyoruz. Çok da fazla teknik bir bilgimiz yok bu konuda. Eğer bu ürünü Türkiye’den de kurutanlar olursa onlardan da alım yapabiliriz” şeklinde konuştu.

    Devamı için

  • Niyet ettim uydum imama...
  • Tem
    24

    Benim derneğim de benim cemaatim de işini bilir !

    Yazan admin  //  Biraz Magazinsel, Memleketimden  //  Yorum yok

    Cami yapmak için kurulan dernek, 19 yıldır camiyi bitiremedi, dükkanları bitirip kiraya verdi…

    Çengelköy Güzeltepe’de 20 yıl önce “cami yapacağız” diye kurulan bir dernek, 19 yıldır cemaatten yardım toplamasına rağmen camiyi bitiremedi. Dernek, toplanan paralarla caminin altına birkaç dükkan yaptı. Sonra bu dükkanları kiraya verdi. Ayda 25 bin TL kira geliri sağlanmasına rağmen cami inşaat halinde. Dernek hakkında çok vahim iddialar var…

    RAMAZAN ayına yaklaştığımız şu günlerde, Çengelköy’deki bir camide 20 yıldır süren bir yolsuzluk ihbarı geldi Alo Habertürk Acil Şikayet Hattımıza… Önceki gün Üsküdar’daki Şemsi Paşa Camii’nin bir kafeterya tarafından abluka altına alınmasından sonra gelen bu ihbar, çok daha büyük bir sorunu çıkardı karşımıza. Hattımıza gelen iddialarla dolu ihbarda sorun olan bir caminin 19 yıldır tamamlanmasıydı. Ancak sorunun can alıcı kısmı ise yardım adı altında cemaatten toplanan paraların sömürülmesi iddiasıydı.

    VAHİM TABLOYU GÖRDÜK

    Haberin ön değerlendirmesinden sonra Alo Habertürk Acil Şikayet Hattı ekibimiz, iddia edilen yolsuzluğun yaşandığı Çengelköy’e gitti. Çengelköy Güzeltepe Mahallesi Bosna Bulvarı Namazgâh Caddesi üzerindeki Birlik Camii’ni buldu. İlk etapta karşımıza çıkan görüntü şikayet ihbarında anlatılandan daha vahimdi. Güzeltepe Mahallesi’nin rayiç bedeli en yüksek yerinde bulunan bu cami yarım kalmıştı. Dış cephesi tuğla halinde, dış sıvaları yapılmamıştı. Caminin üst katları inşaat halinde iken, alt katları fabrika gibi çalışıyordu. Kiler, marangoz, elektrikçi, pimapenci, demir doğramacı, cep telefonu mağazası ve dairesi “hibe” edilen bir sağlık ocağı vardı.

    FABRİKA GİBİ ÇALIŞIYOR

    Şikayet konusu olan bu sorunun detaylarını öğrenmek için cemaatle görüştük. Ekibimiz, yıllardır Güzeltepe’de oturan cemaatle görüşmelerinde sorunun iç yüzünü ortaya çıkardı. Cemaatin iddiasına göre 20 yıl önce kurulan “Güzeltepe Birlik Kalkınma ve Dayanışma Derneği”nin yetkilileri “cami yapacağız” diyerek cemaatten o günden bu yana “yardım” toplamaya başlamış. İddiaya göre, dernek kapalı yapısıyla aile şirketi gibi işliyormuş. Üyeler aileden ya da yandaş ve aynı düşünceden oluşan insanlardan oluşuyormuş. Derneği iç yapısına ayrıca gireceğiz. Ancak önce, yıllardır “cami yapacağız” diyerek cemaatten yardım toplayan “sözde derneğin” cemaate yıllardır neler çektirdiğini anlayalım: “Birlik Cami inşaatı ilk olarak 1988 yılında başladı, mescit olarak bir süre kullanıldı. Daha sonra o alana Hakkı Konyalı İlköğretim Okulu yapıldı. Caminin şu anki Namazgâh Caddesi üzerindeki inşaatına 1991 yılında başlandı. Başlayış o başlayış. Aradan yıllar geçti gördüğünüz gibi cami bir türlü bitirilmiyor. Tam 19 yıl oldu. 2004 yılından itibaren camide inşaat neredeyse tamamen durdu. Bu yıldan sonra caminin altına dükkanlar açılmaya başlandı. Elektrikçi, marangoz, pimapenci, doğramacı, telefon mağazası. Ayrıca bir dükkan yeri sağlık ocağı yapılması için hibe edildi. Bu cemaat buraya bir cami yapılsın diye yıllardır gönlünden koptuğunca yardım yapıyor. Ancak dernek yöneticileri kafasına göre hibe yapıyor. Nasıl bizim paramızla yapılan bir yeri hibe ederler. Biz bu yardımları cami yapılsın diye verdik. Allah’tan korkmuyorlar mı?”

    KİRALAR NEREYE GİDİYOR

    Cemaatin iddiaları bununla sınırlı değil: “Yönetimcemaatten topladığı paralarla cami yapmak yerine sürekli dükkan yaptı. Bu dükkan ve işyerlerinde derneğin yönetimkurulunda yönetici olan insanlar, komik kiralar ödeyerek büyük dükkanlara sahip oldular.Mahalledeki kira rayiç bedelleri hiç dikkate alınmadan bu dükkanlar yandaş ve akrabalara peşkeş çekildi. Cami içindeki sağlık ocağını da pasaj yapmak istediler, ancak dernek yönetimi içinden K.P. ve N.Ö.’nün itirazları ve cemaatinde desteğiyle yapamadılar. Caminin aylık 25 bin TL’yi aşan geliri var, ama bu para caminin yapımına harcanmıyor. Böyle olunca da cami bir türlü bitirilemiyor. Dernek başkanına “cami ne zaman bitecek” diye sorduğumuzda tersliyor: “Beğenmiyorsan bu camiye gelme” diye yanıt veriyor.

    DEVLET MALI DENİZ!

    Cemaat, devletten cami yapılması için alınan arsanın, cami yapılacak bahanesiyle “döner sermaye” olarak kullanıldığını iddia ediyor. Caminin 19 yıldır bitirilmemesi, bunun yanında mağazalardan gelen kira gelirleri cemaatin kuşkularını ortaya çıkartıyor. Aylık 25 bin TL kira geliri olan bu caminin bitmemesi akıl alır gibi değil. Cemaatin hemkendilerinden toplanan hemde elde edilen kira gelirleri dışında başka iddiaları da var: Bir örnek: Camininmermerleri yapılacak. Çok büyük bir rakamtutuyor. İhale açılması ve birçok firmanın katılması gerekirken, dernekten birinin akrabası bu işi yapıyor. Sonra da cemaattenmermer giderleri için para toplanıyor. Niçin böyle yapıyorsunuz demeye de kimsenin hakkı olmuyor! Başka bir örnek: Dernek yöneticisinin biri evini öğrencilere 800 TL’ye kiraya veriyor. Burası için yüksek bir rakam. Ancak aynı kişi, caminin altındaki binmetrekarelik dükkana bin TL kira bile vermiyor.”

    ÖNCE DÜKKAN, SONRA İMAN BUNDAN

    19 yıl önce Çengelköy Tepebaşı sakinleri cami yaptırmaya karar verdiğinde bu sonu hiç de hayal etmiyorlardı. Vatandaştan toplanan paralarla yapımına başlanan cami, kaba inşaat bittikten sonra beklenmeyen bir şekilde durdu. Ancak altına yapılan ofis ve dükkanlar bitirilerek kiraya verildi. İşte kıyamet de bundan sonra koptu. Çünkü inşaat için uzun süre para ödeyen cemaat, ciddi kira geliri olmasına rağmen caminin yarım bırakılmasına isyan ediyor.

    YOLSUZLUK İHBARI

    BUNDAN 19 yıl önce Çengelköy Tepebaşı sakinleri cami yaptırmaya karar verdiğinde bu sonu hiç de hayal etmiyorlardı. Vatandaştan toplanan paralarla yapımına başlanan cami, kaba inşaat bittikten sonra beklenmeyen bir şekilde durdu. Ancak altına yapılan ofis ve dükkanlar bitirilerek kiraya verildi. İşte kıyamet de bundan sonra koptu. Çünkü inşaat için uzun süre para ödeyen cemaat, ciddi kira geliri olmasına rağmen caminin yarım bırakılmasına isyan ediyor.

    Caminin altı kaval üstü şişhane ama gören yok

    Sağdaki iki fotoğrafta caminin alt katına açılan mağazalar var. En alt katta Kiler mağazası faaliyet gösteriyor. Mağazanın üstündeki camekanlı kısımda ise sağlık ocağı ve diğer işyerleri var. Binanın arka kısmında ise demir doğramacı… Yapının alt katları bitmiş. Duvaları boyalı. Caminin durumu ise ortada. İşyerlerinin üst kısmında kalan caminin kubbe bölümünde bitmek bilmeyen çalışmalar durmuş. “Altı kaval üstü şişhane” misali caminin arazisi işletme gibi kullanılıyor. Ancak bu duruma çevre sakinleri bir şey yapamıyor. Yetkililer ise sessiz kalarak bu yanlışa göz yumuyor.

    4 imam gönderildi, müftülük yetersiz kaldı

    Yukarıda yer verdiğimiz iddialar sadece biz de değil, İstanbul İl Müftlüğü’ne ulaştı. Müftlülük eline geçen şikayet dilekçesi sonrasında yazılı bir bildiride bulundu. Müfttülük tarafından “gereği yapıldı” açıklamasını alan cemaat, durumun aksini savunuyor. İl Müftüsü Mustafa Çağrıcı’nın kendilerini arayarak ‘derneklere karşı bir yaptırım da bulunamayız, ancak cemaatin “sömürülmesine” müsade etmeyeceğiz” demiş. Bu söz üzerine araştırma yapan cemaat, yetkililerin de bir sonuç alamadığını görmüş. Dernek üyeleri kurdukları çarkı hala çeviriyormuş. Ve son olarak, dernek yönetiminin elinde bulunan kasada yüklü miktarda açık olduğu ve yardımları bu nedenle artırdığı da iddiası da var. İddiaya göre kasadaki binlerce liralık açık yine cemaatten toplanacak. Peki cemaat ve cami imamı bu duruma nasıl tepki göstermiyor. Cemaatin verdiği bilgiye göre, caminin imamı 4 kez değişmiş. Vatandaşlardan toplanan yardımların yerine ulaşmadığını gören 4 imam karşı direnişe geçtiği için bir şekilde camiden gönderilmiş. Şu anda görev yapan imam ise direniyor. Dernek yetkilileriyle yardım konusunda çatışan son imam bakalım nereye kadar dayanacak!

    Dernek nasıl çalışıyor?

    CEMAATİN iddiasına göre derneği 20 yıldır aynı kişiler yönetiyor. Üyelerin çoğunluğu akraba ya da hemşehri. Dernek yönetimi üye olmak isteyenleri ince eleyip sık dokuyor. 20 yıldır kendi fikirlerinde olmayanları aralarına almıyorlar. Üyeler arasında, işleyişe sorun çıkaranları da üyelikten atıyorlar. Derneğe üye olmak isteyen cemaatten istedikleri kişileri kabul ediyorlar. Daha önce fikir çatışması yaşadıkları bir kaç kişiye dernekten atmışlar. Kısacası dernek kapalı bir kutu. İstediğimi alıp istediğini atma yetkisini kendisinde görüyor.

    (GAZETE HABERTÜRK)

  • Kahraman koca
  • Tem
    24

    Çağan Irmak yeni filmini seferihisar için çekiyor

    Yazan admin  //  Memleketimden, medya şaklabanları  //  Yorum yok

    Yaşamın kolay olduğu kentlerin uluslararası ağı Cittaslow’a (Sakin Şehre) Türkiye’nin ilk üyesi olarak girmeyi başararak dikkatleri üzerine çeken Seferihisar’a, bir destek de Çağan Irmak’tan geldi. Doğma büyüme Seferihisarlı olan ünlü yönetmen-senarist Çağan Irmak, Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’in ricasını kırmayarak Seferihisar’ın tanıtımında kullanılacak filmin çekimine başladı. Filmde Seferihisar’ın doğal güzellikleri, yöresel lezzetleri, Cittaslow kriterleri kapsamına yapılan çalışmalar, ilçenin yaşlıları tarafından aktarılan Seferihisar hikâyelerini röportajlarla anlatılıyor. Filmin müziği olarak da Demir Demirkan’ın Seferihisar’a hediye ettiği ‘Yavaş Yaşamalı’ şarkısı kullanılacak. Filmin seslendirmesi de yine Seferihisar’da yaşayan ünlü oyuncu Cihan Ünal tarafından yapılacak.
    Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer Çağan Irmak’ın verdiği destekten dolayı duyduğu mutluluğu dile getirirken; “Kore’de gerçekleşen Cittaslow Genel Kurulu’nda bazı kentlerin filmlerinin olduğu ve dünyanın dört bir tarafından gelen katılımcılara izlettirildiğini gördük. Seferihisar’a döndüğümüzde bizim de filmimiz olması gerektiğini düşünerek, hemşerimiz Çağan Irmak’ı aradık. O da filmi kendisinin hiçbir ücret almadan çekebileceğini söyleyerek gelip çekimlere başladı. Memleketine hizmet etmekten büyük keyif alan Çağan Irmak’a çok teşekkür ediyorum. Seferihisar’ı Çağan Irmak’ın bakışıyla izlemek ve tüm dünyaya izlettirmek çok keyifli olacak” dedi.
    Çekimler sırasında konuşan Çağan Irmak; “Ben Seferihisarlıyım. Hayatımın önemli bir bölümünü kapsayan Seferihisar’dan gelen böyle bir teklifi geri çevirmem mümkün değildi. Burada hem doğal güzellikler ve inanılmaz güzel hikâyeler var. Benim de çocukluğumun geçtiği Seferihisar’a bir katkım olması beni çok mutlu ediyor. Filmi tamamlayıp Seferihisar’a armağan edeceğiz. Umarım yurt dışında Seferihisar’a ve Türkiye’ye yakışacak güzel bir film ortaya çıkacak” dedi.
    Filmin ağustos ayında gösterime hazır hale gelmesi planlanıyor…

    GÜLSEN CANDEMİR-İZMİR

  • Karadenizde otelde kalmak...
  • Tem
    24

    Her ramazan olduğu gibi bu ramazanda her şey tamamen “duygusal” mı?

    Yazan admin  //  Biraz Magazinsel, Memleketimden  //  Yorum yok

    Her yıl Ramazan öncesi “ürün sıkıntısı varî bahanesiyle artan gıda fiyatları, bu kez artmayacak.

    Bugün’ün haberine göre sektör temsilcileri, yağışlar sayesinde ürünlerde bolluk yaşandığını belirterek, “Zam yapılması için sebep yokî dediler.

    Ramazan ayının yaklaşması ile birlikte gıda fiyatlarının seyri merak konusu oldu. Bu dönemde özellikle kuru gıda alışverişlerinin yoğunlaşmasını fırsat bilenler “ürün sıkıntısı var” bahanesiyle fiyatlarla oynuyor. Ancak bu yıl yağışların bol olması nedeniyle hemen her türlü gıda ürününde bolluk yaşanıyor. Bu nedenle sektör temsilcileri “Fiyatların artması için bir sebep yok’ diyor.

    EKSİK YOK FAZLA VAR

    Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, ürün sıkıntısı yaşanmadığını, tam tersine pek çok üründe geçtiğimiz yıla göre fazlalık olduğunu söyledi.

    RAMİ’DE MARKETİN YARISI

    Rami Gıda Toptancıları Derneği Başkanı Günay Kotil de, fiyatların uygun seyrettiğini, artması için de sebep olmadığının altını çizdi.

    STOKLARI TAMAMLADIK

    Ramazan’da sektörde faaliyet gösteren firmalarla yaptıkları görüşmelerde olası fiyat artışlarını da masaya yatırdıklarını ifade eden Türkiye Perakendeciler Federasyonu Başkanı Şeref Songör, “Perakendeciler olarak, stok ve depolama çalışmalarımız tamamlandı. Bu nedenle Ramazan ayında temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarında artış beklemiyoruz. Sadece bölgesel olarak bazı ürünlerde fiyat artışları yaşanabilirî dedi.

  • Wine and mastic
  • Tem
    24

    Karadenizliysen sinek bile sana “vız” gelir

    Yazan admin  //  Biraz Magazinsel, Memleketimden  //  1 Yorum

    Karadeniz usulü sineksavar Trabzon’da bazı köylüler ve esnaf, yaz aylarında artan, insanlara büyük rahatsızlık veren sinekleri, lambanın yakınına astıkları şeffaf poşet içindeki su ile uzaklaştırmayı başardı.

    TRABZON – Trabzon merkeze bağlı Akoluk beldesine bağlı köylerde yaşayan bazı vatandaşlar ile belde esnafı, bir süre önce şeffaf bir poşet içine doldurulan suyun lambanın yanına asılması halinde sineklerin ortamdan uzaklaştığını fark etti.

    Karadenizlinin kıvrak zekasının ürünü olarak gösterilen yöntem, işe yaradığını fark eden diğer köylülerin de kullanmaya başlamasıyla yaygınlık kazandı. Böylece köylüler, sineklerin su dolu poşetten neden uzaklaştıklarını tam olarak çözemeseler de ilaç ve sinek kovucu parası vermekten kurtuldular. Beldede sineklerden kurtulmak için doğaya zarar verdiği belirtilen ilaçlar, kimyasal spreyler ya da bazı cihazların kullanımı azaldı. Bu ilginç sineksavarla evlerinde, iş yerlerinde rahat rahat oturma, uyuma imkanı bulduklarını belirten belde sakinleri hallerinden son derece memnun olduklarını dile getirdi.

    -POŞET ASILAN LAMBAYA SİNEK GELMİYOR-
    Beldede kahvehanesine kurduğu bu yöntemlerle müşterilerini de memnun eden 25 yıllık kahvehane işletmecisi Hasan Karaahmet, yöntemi, arkadaşının tavsiyesi üzerine kullanarak sinek sorununa son verdiğini vurguladı.

    Sineklerin, ışığın suda yansımasıyla gözlerinin kamaştığını, dolayısıyla ortamdan uzaklaşmış olabileceklerini düşündüğünü belirten Karaahmet, şunları söyledi:

    “Yaz sezonu olduğu için müşterilerimiz genelde salona gimeyip kahvehanenin önünde oturuyor, sinek fazla olduğu için de rahatsız oluyorlar. Bir arkadaş bu yöntemi tavsiye etti, ben de denedim. Bayağı da faydası oldu. Sineklerin ortamdan ışığın suda yansımasıyla mı, yoksa başka nedenle mi uzaklaştığını bilmiyorum. Yanında su dolu poşet bulunan lambaya sinek gelmezken, diğer lambaya sinek gelebiliyor. Yöntemi her lamba için uygulamak en faydalısı. Hiçbir maliyeti de yok.”

    -”KIRILAN ÜZÜM BAĞINA, YARA BANDIYLA ÇÖZÜM”-
    Müşteri Kadir Uzunismail de ilginç sineksavarı ilk gördüklerinde çok güldüklerini ifade ederek, şunları söyledi:

    “Hasan ağabey sürekli bu tür icatlar yapar, sineksavarı gördüğümüzde güldük ama fazla da yadırgamadık. Hasan ağabeyin daha önce kırılmış üzüm asmasını yeniden kaynaması için yara bandı ile sardığını bile görmüştük. İşe de yaramıştı. Bu yöntemin de onlardan biri olduğunu düşündük. Gerçekten de işe yaradı” dedi.

    Kahvehanenin bazı müşterileri de ilginç sineksavara, “telefondan sonra en büyük icat” benzetmesi yaptılar. Öte yandan, kahvehanedeki lambanın yanına poşet asıldığını gören bazı muzip müşterilerin toplu iğne ile poşeti delip suyun masada oturan arkadaşlarını ıslatmasıyla eğlendikleri öğrenildi.Beldede aynı yöntemi kullanıp sinek sorunundan kurtulan bazı esnaf ve köylüler de yöntemden memnun olduklarını anlattılar. (aa)

  • I believe that before such a dream, let me give your real then I do
  • Tem
    24

    Tırnaklar içindeki “özgür basın” 24 Temmuz Basın Bayramını kutluyor

    Yazan admin  //  Biraz Magazinsel, Memleketimden  //  Yorum yok

    2011 Yılında 50. Yılını kutlayacak olan Basın İlan Kurumu, 24 Temmuz Basın Bayramı’nı Bab-ı Ali’de kutluyor…

    49 yıldır Türk Basını’nın yanında yer alan Basın İlan Kurumu 50. yaşının arefesinde yeni bir vizyon çizdi kendine; bu yeni vizyonun ana fikri “Türk Basını için daha çok sorumluluk almak” olarak belirlendi.

    2010 Yılı ile birlikte yeni vizyonu yaşamaya ve yaşatmaya başlayan Basın İlan Kurumu, basın çalışanlarına verilen kredileri yüzde yüz artırdı ve kredi miktarını 3000 TL’ye çıkardı. Şimdi bu miktar 1 Eylül’den itibaren 3600 TL’ye çıkıyor. Ve gazeteciler, kurulan yeni sistem sayesinde, kredi alımı için artık kuruma kadar gelmek zorunda değil!

    Yine; gazetecilerin yurtdışına çıkışlarda yaşadığı keşmekeşi rahatlatmak amacıyla bir proje üzerinde çalışan Basın İlan Kurumu, basın çalışanlarının kendi aralarında maddi ve manevi dayanışmasına artırmak üzerede yeni projelerin kapısını aralamak üzere…

    49 Yıllık tarihinde ilk defa Basın Bayramı’na (*) özel bir program hazırlayan Basın İlan Kurumu, siz değerli basın çalışanlarını “bayramını” kutlamak üzere, Türk basınının doğduğu yere, “Bab-ı Ali”ye davet ediyor.

    Program:

    10.00 – 11.00 / Bando Eşliğinde Bab-ı Ali Gezisi (Beyazıt Meydanı – Babı Ali Yokuşu)
    11.00 – 11.15 / Açılış / Nuri Osmaniye Caddesi / Anadolu Ajansı Önü / Cağaloğlu
    11.15 – 12.15 / Konser (Altın Kızlar Grubu)
    12.15 – 13.00 / Protokol konuşmaları (*)
    13.00 – 15.00 / Sohbet (*)

    (*) Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, Gazeteci Yazar Mehmet Şevket Eygi, Gazeteci Yazar Ahmet Turan Alkan, Gazeteci Yazar Ahmet Tezcan, Gazeteci Yazar Bedii Faik, Gazeteci Yazar Can Ataklı

    (*) 24 Temmuz 1908 günü İstanbul’da gazeteciler kendi aralarında karar aldı: O gece sansür memurlarını gazetelere sokmayacaklardı. Gazeteler basıldı. Gazeteciler sabaha kadar bürolarda, matbaalarda kaldı. Gelen sansür memurları “Meşrutiyet ilan edildi. Artık matbuat hürdür” diye kapıdan geri çevrildi. Ve ertesi gün, yani 25 Temmuz’da gazeteler ilk kez sayfalarında beyaz sütunlar ol maksızın, sansürsüz olarak çıktı. O günden beri, 2. Meşrutiyet’in ilan edildiği 24 Temmuz, “Basın Bayramı” olarak kutlanıyor.

    http://www.medyatava.com/haber.asp?id=68410

  • Çapkınım hovardayım 24 ayardayım
  • Tem
    24

    Çürük dişim senin adın

    Yazan admin  //  İçimden Gelenler  //  1 Yorum

    Sen benden geçtiğinden beri izliyorum önümden gelip geçenleri
    Adını koyduğumuz sevdalardan adını bilmediğimiz insanlara yol alalı çok oldu
    Dökülen yürekten geriye kelimeler bile kalmadı
    Yüzler eskidi anılar dürülüp bir yerlere girdi

    Acıyı çekerek büyüdük ben büyüyorumda
    Senin adına konuşmayı sevmiyorum çünkü biliyorum yanılıyorum
    Bir köpeği seversin seni seveceğini bilerek değil
    Sen sevmek istediğin için…

    Bizimkide o hikayeydi işte, seven ve sevilenler o kadar belliydi ki
    Arkasından, önünden, yanından nerden bakarsan bak hep aynı
    Aslında içi boş, dolu gibi görünen yaşanmışlıklar
    Zaman yarışında kaybedilen umutlar ve yakarışlar

    Kendimce bol bol nedenler uydurduğum zamandan
    M.Ö yaşanan aşkları kaleme alan bir insana evrimleşirken
    Darwinin kulakları çok çınlamadı belki ama seni anan yürek eskidi
    Dünkü hissedilenler bugün sadece bir acı

    Hani dişin çürüdüğünde nefes alırsın da sızlar ya öyle
    seni her andığımda sızlatıyorsun o kadar
    Ne yaptırdığım dolgu bu süreyi uzatabiliyor
    Ne senin yerine koyduğum dişçiler çözümü bulabiliyor

    Alışmaya başladım zaten soğuk su içmeyeceğimi üzerine bir lokma basmayacağımı öğrendim
    Yinede bazen kaybediyorum kendimi unutuyorum onu
    Basıyorum şuursuzca en sevimsiz noktaya
    Ve sızlıyor o kadar aklımda bir imge belirginleşiyor

    Kızıl saçlarınla oturduğun salonun
    Elinden bırakmadığın sigaran ve vakitsiz yediğin yemek
    Dinlemekten bıkmadığın şarkıların kulaklarımda çınlıyor
    Kendimi o parçaya eşlik ederken buluyorum

    En iyi kullandığım araç bilgisayara her türlü hükmedip istemediğimi silerken
    Kendi zihnime bir format atamıyorum
    Attığımı zannediyorum o kadar
    Aslında her silme üzerine toz örtmeden başka birşey değil

    Büyük bir rüzgar kimi zaman bir deniz kıyısında
    Kimi zaman bir gencin otobüste sevdiğinin omuzunda
    Bazen bir dondurmayı paylaşan sevgililerde canlanıyor
    Sonra havalanıp tozu dumana katıp karışarak gidiyor

    Ve üstü açılıyor yine en kabartma haliyle senin adın yazıyor
    Görmek istemiyorum ama o 100 puntoluk yazıyı kim göremez ki!
    Başımı çeviriyorum pencereden ormana bakıyorum sincapların elinde senin ismin yazıyor
    Havaya bakıyorum martılar ismini bağırıyor

    İşte o zaman savaşmayı bırakıp kendime yeniliyorum
    Kafamda kurduğum dünyama giriyorum
    Biliyorum aklımdaki senle yaşayan sen arasında en az 100 fark var
    Ama ben onada sana da inanmak istiyorum

    Bak yine başa dönüyorum yine kendimi bir dişçi koltuğunda buluyorum
    Doktoru farklı koltuğu farklı hastanesi farklı sözde
    Özde yine çürüğüme dolgu yapacaklar yine çekmeyecekler seni
    Orada olacaksın soğuk su içene kadar unutacağım

    Belkide o yüzden artık geceleri hatırlıyorum seni
    Geceleri soğuk su içmeyi, tıkınmayı seviyorum ya
    Hem de o çürüğümün üstüne basa basa yemeyi ve içmeyi
    İşte bu yüzdendir her çürükte sana seslenmem…

  • İnternet dolandırıcılığı
  • Tem
    23

    Darbe mağduru sol ve ülkücüler ya akıncılar…

    Yazan admin  //  Biraz Magazinsel, Memleketimden  //  Yorum yok

    Başbakanımız ağladığından bu yana işler biranda değişti. Çünkü referandum için darbe dönemini sileceğiz affettireceğiz kampanyası daha başlamadan çukuru boyladı…

    Konuşması sırasında ülkücü ve solcu gençlerin ailelerine gönderdiği mektuplardan okurken dayanamayıp ağlayan sayın başbakan o zaman kendisi ne yapıyordu o görüş ne yapıyordu… O görüş darbeyi alkışlıyordu evet şaşırdınız değil mi. O yüzden o hapishanelerde kimse olmadı o yüzden onlar ailelerine bu mektupları yazamadılar rahattılar.

    Genelde bu görüşün içinde olan biat etme teba geleneği o dönemde ağırdı. Ben görüşü yargılamıyorum sadece o dönem niye onlar mağdur olmadı onu diyorum sebebi güçlü olan erke boyun eğme dediklerini yapma. O yüzden parlemento içindeki milletvekilleri liderlerine karşı çıkmıyorlar yerine ibrahim gelse yine değişmeyecek…

    O dönem alkışlayanlar dışarda rahat gezenler bugün ölenlerin yasını tutuyor rahatlıkla kürsülerden konuşuyor. Yine başbakan konuşmasında Nevzat Çiçek’in şiirinden alıntı yaparken “Şafak Türküsünden” yani işine geleni okumuştu. Bir hatırlayalım o zaman bu şiiri asılı neydi…

    Atalarımızın dediği gibi davulun sesi uzaktan hoş gelir, hele esip gürlemekte cabası…

    Şafak Türküsü

    Beni burada arama anne
    Kapıda adımı sorma

    Saçlarına yıldız düşmüş
    Koparma anne
    Ağlama

    Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
    Gözlerim şafak bekledim
    Uzarken ellerim
    Kulağım kirişte
    Ölümü özledim anne
    Yaşamak isterken delice

    Bugün görüş günü
    Günlerden salı
    Islak
    Sarı bir yağmur
    Ülkemin neresine bakarsa ay
    Orada yitik bir anne ağlıyor
    Sen aralıyorsun yağmuru
    Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
    Sonra bir umut koşuyorsun
    Yüreğin avcunda
    ısırırken
    çırpıntı gözlerini
    (ah verebilseydim keşke
    yüreği avcunda koşan
    herbir anneye
    tepeden tırnağa oğula
    ve kıza kesmiş
    bir ülkeyi armağan
    koşma anne
    birdenbire batacak olan
    düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
    oysa benim için gece
    ışık hızıyla koşan
    kısa ve soğuk bir zamandır
    bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
    uykusuz
    yorgun
    ve korkak

    sanırım baytardı
    yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
    ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
    boşver hipokrat amca
    üzülme ne olur
    sen de anne
    sen de üzülme
    hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi
    ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim
    ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
    korkak kahraman gecelerimi
    düşlerimle sınırsız
    diretmişliğimle genç
    şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
    usulca açılıverdi
    yanağımda tomurcuk

    pir sultan’ı düşün anne
    şeyh bedrettin’i
    börklüce’yi
    torlak kemal’i düşün anne
    hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde
    utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının
    onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen
    ince bilekli çıplak ayaklı tanya’nın
    deniz’i düşün anne
    her mayıs şafağında uzun
    uzun döverken darağaçlarını
    ve o şafaktan doğma
    onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları
    insanları düşün anne
    düşün ki yüreğin sallansın
    düşün ki o an
    güneşli güzel günlere inanan
    mutlu bir yusufçuk havalansın

    sıcak omuzlar değerken omzuma
    buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
    bayraklar ve türkülerle
    kopunca memelerinden o mükemmel yaşama

    kurşunlar sıktılar alnıma
    açık alanlarda ağır
    kartalların konup kalktığı
    yalçın kayalardan biriydim
    ölüp dirildim yeniden
    güneşli güneşsiz akşamlarda

    mutlu yarınlar adına
    özgürlük adına ekmek adına
    üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin
    dirilip dönmesin diye hiroşimalar
    tahtadan atların boynuna çıplak
    ölümlerle yatmasın diye çocuklar
    aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
    kardeşlik adına
    havadaki kuş denizdeki balık adına
    yürüdüm yıllar boyu

    dönüp bakmadım arkama
    ıraktı gözlerim cok ırak
    izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
    kalsa da silinir gider
    yalnızca bir ağıt gibi çakılır
    ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer

    tören adımlarıyla ölmek
    ne garip şey anne
    kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum
    bütün gözler üstümde

    sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun
    masa üstünde üşüyen bir sigara
    yanında küçücük bir cam bardak
    içinde rengi bu gecenin
    cılız titrek bir kibrit
    kağıt kalem
    sandalye
    geride flu
    yağlı
    büküm büküm bir ip
    ve çingene kuralına uygun
    değişmez dekoru mudur
    idam mahkumunun

    kırılacak cammışım gibi davranıyorlar
    yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün
    oysa birazdan boynumu kıracaklar
    pul pul dökülecek yaz sivası eylül’ün

    ben ölümü asıl az ötede titreyen
    çingenenin kara kıllı ellerinde gördüm
    anladım ki küllenen sigaradır
    soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm

    yani benim güzel annem
    alacaşafağında ülkemin
    yıldız uçurmak varken
    oturup yıldızlar içinde
    kendi buruk kanımı içtim

    ne garip duygu şu ölmek
    öptüğüm kızlar geliyor aklıma
    bir açıklaması vardır elbet
    giderken darağacına

    geride
    masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
    bağışla beni güzel annem
    oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
    elleri değsin istemedim
    gözleri değsin istemedim
    ağlayıp koklayacaktın
    belki bir ömür taşıyacaktın koynunda

    usul adımlarla yürüdüm ömrümü
    karşımda kurum kurum-laşan darağacı
    (tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan
    ökse de olsa dört bir yanı)
    birdenbire acıdı boynum
    gelecekler var birbiri ardınca genç
    yakışıklı

    ne olur işçi kadınım
    az yumuşak dik
    şu kefenin yakasını

    yaşamak ağrısı asıldı boynuma
    oysa türkü tadında yaşamak isterdim
    çiçekleri kokmak ırmakları akmak
    yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
    su başlarında aylak sektirmek kavalımı
    sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
    anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim
    o güzel günleri görenler arasında
    bir soluk ben de yaşamak isterdim
    bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
    öperken siya-u jakond’u tebessümünden
    işte o an saçlarından yakalamak dolunayı
    bir de yirmibeş kilometreden görebilmek
    nazım’in gözleriyle pırıl pırıl moskova’yı

    ölmek ne garip şey anne
    bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
    sedef kakmalı bir kutu içinde
    vermek isterdim çocukların ellerine
    sonra
    sonra benim güzel annem
    damdan düşer gibi
    vurulmak isterdim bir kıza

    künyemi okudular
    suçumuz malum

    gecenin kıyısında durmuşum
    kefenin cebi yok
    koynuma yıldız doldurmuşum
    koşun çocuklar çocuklar koşun
    sabah üstüme
    üstüme geliyor
    yanlış mı duydum yoksa
    erkenci bir horoz mu ötüyor
    keskin bir acı bilenmiş
    gitgide yaklaşıyor sonum

    iri sözlerim yoktu söyleyecek
    usulca baktım yüzlerine
    bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
    göçtü ayaklarının dibine

    korkutamadılar beni anne
    avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran
    darağacı
    bir zaman rüzgarda
    saçını tarayan telli kavak değil mi
    boynumdaki kemendi bir oğle sonu bükerken o kız
    sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi
    söyle anne
    o çingene
    bir çicek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan
    bağıra çağıra geçen bohçacı kadını
    sevmedi mi çılgınca
    kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda
    işkenceler zindanlar hücreler
    savunmak yok mutlu tok bir yaşamı
    açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren
    mideme karşı
    kısacası
    bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
    gülmek umut etmek özlemek
    ya da mektup beklemek
    gözleri yatırıp ıraklara

    ölmek ne garip şey anne
    artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
    şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
    mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
    baba olamayacağım örneğin
    toprak olmak ne garip şey anne
    ceplerimde el yerine balyoz taşırken
    korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini
    ve yüreğimin ırmakları taştı
    taşacakken
    ölmek ne garip şey anne

    uçurumlar ki sende büyür
    dağdır ki sende göçer
    ben yaprak derim çiçek derim
    cam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
    gül yanaklı çocuğa benzer
    yine de
    oğlunu yitirmek kimbilir
    ne garip şey anne

    beni burada arama anne
    kapıda adımı sorma
    saçlarına yıldız düşmüş
    koparma anne
    ağlama
    kırıldıysa düş evinin kapısı
    bütün kırık kapıların çağrılısıyım
    kızların yanaklarında çukurlaşan
    biten başlayan aşkların ortasındayım
    her kavgada ölen benim
    bayrak tutan çarpışan
    her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
    özlem benim kavga benim aşk benim
    bekle beni anne
    bir sabah çıkagelirim

    bir sabah anna bir sabah
    acını süpürmek için açtığında kapını
    umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
    cam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
    o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
    öylece kalkar uykudan salterler
    dişleyip tükürmeden sigaralarını
    türkü tadında giyinirken işçiler

    bir sabah anna bir sabah
    acını süpürmek için açtığında kapını
    adı başka sesi başka nice yaşıtım
    koynunda çicekler
    çicekler içinde bir ülke getirirler
    başlarını koymak için yoğun dizine
    sen hazır tut dizini anne
    o mükemmel güne

    Ağustos-Ekim 1983
    Şafak Türküsü, 1984)

    Nevzat Çelik

  • Anaokulunun ilk 'baba' öğretmeni
  • Tem
    23

    STV’nin arka bahçesi ilk özel kürt kanalı yayına başladı

    Yazan admin  //  Memleketimden, medya şaklabanları  //  Yorum yok

    Türkiye’nin ilk özel Kürtçe televizyon kanalı ‘Dünya TV’ yayın hayatına başladı.Gaziantep’ten ulusal yayın yapacak olan Dünya TV, Irak başta olmak üzere Suriye ve diğer Ortadoğu ülkelerinden de izlenebilecek. İlerleyen süreçte Arapça, Farsça ve İngilizce yayın da yapılacak.

    Gaziantep’teki televizyon merkezinde görev alacak ekip özellikle Kürtçe bilenler arasından seçiliyor. Kanalda güncel programların yanı sıra Samanyolu TV’de yayınlanan birçok dizi ve yapım Kürtçe dublajla ekrana gelecek. Dünya TV yayın akışının renkliliği ve haber alanındaki zenginlik ile TRT 6′ya da ciddi bir rakip olacak.

    GENEL MÜDÜR STV’DEN

    Kanal izleyici kitlesi olarak özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne yönelecek. Dünya TV’nin Genel Müdürü ise Samanyolu televizyonunun Ankara Temsilcisi Remzi Ketenciler olacak. Mesut Barzani’ye yakınlığı ile bilinen Peyammer Haber Ajansı da Dünya TV’nin kısa süre sonra yayına gireceğini duyurmuştu.

    E-mail adresinizi giriniz:

    Çarsamba Pazari
    Marka Saklabani
    Radyo programlarindan
    Social Media
    Nestle
    TEV
    Beni Koruyun
    Unicef

    Twitter da ne diyor bu adam !

      Yazarlarımız Yazıyorlar


      Emrah Serdaroğlundan

      Fall

      Autunm

      Band

      Gangsta

      Rainy

      Devamı için