Nis
16

Blogzate Yazarı Olmak

Yazan Simto Alev  //  Blog Şaklabanları, Memleketimden  //  Yorum yok

Bundan yaklaşık bir yıl evvel kişisel blogumda Gazeteci vs Blog Yazarı‘nı yazmıştım. Yazının içeriği bazı gazetecilerin blog yazarlarına karşı başlattığı platonik savaştı kabaca. Bazı gazeteciler blog yazarlarının basın toplantılarına, lansmanlara, partilere çağrılmalarından rahatsız. “Benim olduğum yerde blog yazarının işi ne? Onlar gitsin kendi çöplüklerinde ötsün” diyorlar adeta.

Henüz bir yıl geçmedi aradan. O gazetecilerin bugünkü fikirleri değişti mi bilmiyorum ama gazetelerde bloglara farklı bir bakış gelişmeye başladı zannediyorum. Blogların gücünü anlamış olacaklar ki, “nasıl yolarız bunları da daha çok kazanırız?”a cevap aramaya başladılar. Netekim de buldular!.

Milliyet Gazetesi’nden Ozan Vural demiş ki; Ey yüce blog yazarı! Haber değeri taşıdığını düşündüğün yazılarını gönder, Milliyet Online’da ilgili kategoride yayınlayayım. Üstelik sana güzellik yapar, blogunu kaynak gösterir, sırtını sıvazlar, yanaklarını okşarım.

Eyvah eyvah. Baryam değil, darbukatör değil; Milliyet beni neden öpsün? Sordum tabii… “Hacı” dedim, “neden yazılarımı sizin hekimlere emanet deyim ki?” Cevap alamadım. Kararımı verip, “vermiyorum ulan yazılarımı sana” dedim içimden. Bunu daha nazik bir dille de beyan ettim. İçten içe kabalaştığımı farkettiğindendir belki, o da nezaketsizlik edip beni cevaplamadı. Ödeştik!

Takip ettim süreci. Katılan blog yazarı arkadaşlarım oldu. Pek güzel. Ama katıldılar da ne oldu?

- Milliyet Online’ın içeriği az daha zenginleşti.

- Milliyet Online’ın impression’u (toplam sayfa gösterimi) arttı.

- Milliyet Online bu yazılar üzerinden para kazandı.

- Yayınlanan bazı blog yazıları kırpıldı, biçildi.

- Yazılar güncelliğini yitirene kadar -tahminle-  bloglar 15-20 hit aldı.

Sonucunda kazanan da Milliyet oldu.

İsteyen her blog  yazarı yazısını diğer haberlerin arasında yayınlayabildiği için, bu etkinlik blog yazarlarına ve bloglarına hiçbir katma değer sağlamadı. Çünkü yazılar diğer haberler arasında kaybolup gitti.

Herkes gönüllü olarak katılabildiği için, bir prestij de sağlamadı. Özelleştirme yoksa, genelleştirme vardır.

Parayı ve ziyaretçiyi kazananın da Milliyet olduğunu zaten yukarıda belirttim.

Oysa bloglar kurumsal olmasalar dahi başlıbaşına birer medya aracı, oluşumudur. Öyle ki; bir noktada gazetelerle rakip   konumuna dahi gelebiliyoruz. Öyle ki; gazeteler blog yazarlarına savaş açabiliyor. Peki ben neden bir rakibime onun çıkarları doğrultusunda içerik sağlayıcı konuma geçeyim?

Bir noktada rakip olduğumuzu söyledim. Rakip olmadığımız noktalarda ise geleneksel medyanın blogları gözardı etmemesi gerektiğini, birlikte ve doğru şartlarda iş yapmaları gerektiğini hep savundum.

Açıkçası şunu düşünüyorum; bir yazımın bu şekilde Milliyet’de yayınlanması ve benim “Ey sevgili gönül dostu okuyucu! Bugün çok sevinçliyim, çünkü Milliyet benim de haberimi yayınladı…” demem, bana hiçbir şey katmayacak. Ancak Milliyet, “Bugünkü gazetemizde blog yazarı ….. ….’in yazısına yer verdik” derse, takdire şayan, Seda Sayan ve İlhan İrem olur. Kimse de “sahi, n’oldu ona” diye sormaz.

Öpüyorum gözlerinizden…

Not: Yazının büyük bölümü Milliyet Gazetesi nezdinde geleneksek basılı medya hedef alınarak yazılmıştır. Yazıda adı geçse dahi Ozan Vural ya da hiçbir Milliyet çalışanı ile hiçbir sıkıntım yoktur.

Related Posts with Thumbnails STK destek bölümü [ Banner tıklamayanlara çok kızarız :) ]
Beni Koruyun

Yorum yaz

E-mail adresinizi giriniz:

Çarsamba Pazari
Marka Saklabani
Radyo programlarindan
Social Media
Nestle
TEV
Beni Koruyun
Unicef

Twitter da ne diyor bu adam !

    Yazarlarımız Yazıyorlar


    Emrah Serdaroğlundan

    61

    wooden

    Tugba's Scene

    K-Side

    Black Water

    Devamı için